Serde hikâyecilik var ya, içimden bir ses bugün bir hikâyemsi birşey yaz dedi. Dar bir sütunda olur mu? Deneyelim bakalım. Bir süredir kapalı olan hava birden açmış, pırıl pırıl gökyüzünde güneş, bütün cömertliği ile ışıklarını şehrin üzerine salmıştı. Kapalı kalmaktan bunalan çoluk çocuk sokaklara, caddelere, kırlara dökülmüştü. Tabii onlarla birlikte gölgeler de... Mahpusluğun ne demek olduğunu en iyi gölgeler bilir. Onun için hep özgürlüğün kaynağı olan güneşi, hep ışığı, aydınlığı kollarlar. En keyifli zamanlarındaydılar işte!.. Bir daha hiç kaybetmeyeceklerini sandıkları özgürlüğe nihayet kavuşmuşlardı!... Çok neşeliydiler, kıpır kıpırdılar. Kendi aralarında oynuyorlar, şakalaşıyorlardı. Aralarında en muzibi, en isyankârı "Çılgın Gölge" dedikleriydi. Ruhuna özgürlük şarkılarını nakşettikten sonra ömrünün büyük bir kısmını sahibinin iradesine bağlı, kurşuni havalarda kapana kısılmış olarak sürdürmek istemiyordu. Bu yapay özgürlük neşesiyle kendini aldatmak niyetinde değildi. Her konuştuğu gölgeye söylediği şuydu: "Şu sahibime bakın, sonra da bana. O kısa, ben uzunum!... Kıvrak hareket kabiliyeti yok. Üstelik, güneşten kaçıyor. Oysa benim var oluş sebebim güneş!.. Pırıl pırıl aydınlıklar! Bütün derdim sahibime bağımlı olmak!" Yine böyle konuşup halinden şikâyet ederken yanından geçen kamburu çıkmış yaşlı adamın ağır ağır ilerleyen titrek gölgesi azarlar tonda konuştu: "Gençlikte atıp tutmak, özgürlük havarisi kesilmek kolay... Nankörlük edip sahibinden yakınıp durma. Şunu bilesin ki o varsa, sen de varsın... Her şey birbirine bağımlı çünkü...Ötesi sadece düştür." Titrek gölgenin ağır ağır uzaklaşmasını öfkeli bakışlarla izledi Çılgın Gölge; "Bu yaşlı gölgeler ne kadar tahammül edilmez oluyorlar." diye mırıldandı. Güneş altında bir oraya bir buraya koşturmaktan yorulan sahibinin peşinden isteksizlikle sürüklendi. *** Sahip, kafeteryaya girip iskemle üzerine yığılırcasına çöktüğünde, gölge de öfke içinde hapishanesine dönüp bir köşeye sinmişti. Sahip, alnında biriken terleri silip "dünya varmış!" dercesine "Oh!" çektiğinde, söylendi gölge: "Şaşkın!... Sen, aydınlıktan kaçıyorsun. Her şeye bağımlısın! Özgür değilsin ama bunu bilmiyorsun!... Beni de kendine hapsediyorsun!... Ben de senin ruhuna gireceğim. Sürekli özgürlük hasreti çekeceksin!" Sahip, kahvesini yudumlarken caddede annesinin elinden tutmaya çalıştığı gürbüz bir çocuğa takıldı bakışları şen şakrak haliyle zıplayıp duran, annesinin eline tutuşturduğu fırıldağı döndürmeye çalışan bir çocuğa takıldı. Ona imrendi. "Ne güzel!" diye düşündü, "Üzerinde hiçbir sorumluluk yok. Benim gibi çek, senet tahsilâtı peşinde koşmuyor. İşsiz ve aşsız kalmamak uğruna patronun her dediğini yerine getirmek, ona daha fazla kazanç sağlamak için projeler üretmek için çırpınmıyor." Göğüs geçirdi, yaşamın bütün ağırlığı üstüne çökmüştü. Hiçbir şeyden memnun olmayıp sürekli dırdır eden karısını, televizyon reklâmlarında ve arkadaşlarında gördükleri her şeyi isteyen, aman zaman dinlemeyen çocuklarını düşündü. Boğulur gibi oldu. "Yok " dedi, "Böyle giderse kalp krizi falan geçiririm. En iyisi çıkayım, iki üç saatlik de olsa kırk yılda bir kendime aylaklık etme fırsatı tanıyayım." Kahvenin parasını ödeyip dışarı çıktı. Derin bir soluk aldı. Omuzlarını saldı, kaslarını gevşetti. Bu defa güneşten memnun, kısa adımlarla yürümeye başladı. "Ah!" dedi, "Ne güzel! Dünya varmış!" Çılgın gölge kıs kıs gülüp " Gerçek özgürlüğün bağımsızlık olduğunu anladı ya, bu da bir ilerleme" diye mırıldandı. Arkadaşlarıyla oynamaya koyuldu.