Son zamanlarda bir dağ köyüne çekilip de televizyondan, gazetelerden, cep telefonundan, hatta radyodan uzak; doğal bir ortam içinde basit ve sade bir hayat yaşamak isteyenlerin sayısı giderek artıyor. Bunlar, hem de okuyup yazmış entelektüel kişiler... Modern hayatın bütün nimetlerinden, konformizminden, kaçmak istiyorlar... Kimi hormonsuz topraklarda doğal sebze ve meyve yetiştirmeyi, tavuk, koyun besleyerek et ihtiyacını karşılamayı, kimi tenha koylarda balık avlamayı, kimi okuyarak, kitap yazarak, müzikle uğraşarak, kimi dost bildiklerini etrafında toplayarak; her türlü çıkar ilişkilerinden ve kazanç hırsından arınmış olarak kavgasız, gürültüsüz yaşamayı düşlüyor. Bir yandan dünyayı ele geçirmeğe çalışan güçlerin ötekiler diye bellenen ve gittikçe ötekileştirilen kitleler üzerinde uyguladığı baskı ve şiddet, öte yandan her yerde önlenemeyen terör olayları, silah tüccarlarının ekmeğine yağ süren; onların viski-soda muhabbetlerini arttıran silahlanma merakı, herkesi böylesine bezdirmiş durumda. Kimi tabiatın koynuna sınıyor, kimi "din"e sığınıp radikalleşiyor. Kimi dehşet olaylarına bulaşıyor. Bir aklı evvelin "tarihin bittiğini" ilan ettiği çıkmazda, bir başka aklı evvelin "medeniyetler çatışması" adıyla yazdığı senaryonun hayata geçirilmeye çalışılmasından murad edilen şey bu mu acaba? İnsanları bezdirip yıldırmak, sorumluluk duyması ve bu sorumluluk çerçevesinde dünya barışı için mücadele etmesi gerekenleri, kendi iradeleriyle bir kenara çekilmeye zorlamak mı? *** İnsanlığın, temelinde derin bir bezginlik ve umutsuzluk olan ruh hallerini, zulüm, şiddet ve baskı görenlerin zamanla nasıl radikalleştiklerini, medeni oldukları iddiasında bulunanların vahşi yüzünü, ötekilerin çaresizlik ve çilelerini, dünyanın nasıl bir ateş çemberi içine girdiğini şu sıralarda gösterimde olan Guantanamo Yolu filmini gördükten sonra daha iyi anladım. Öyle sarsıldım ki, ben de bir an her şeyden uzak bir yerlere kaçma isteği duydum. Berlin Film Festivalinde, İngiliz yönetmeni Michael Winterbottom'a Gümüş Ayı ödülünü kazandıran film, Nazi Almanya'sındaki toplama kamplarını hatırlatan Guantonamo hapishanesinde hâlâ tutuklu bulunan 500 kişinin varlığını dünyaya duyurmak amacıyla yapılmış. Batı toplumlarında 11 Eylül sonrası tırmanan Müslüman düşmanlığına ayna tutuyor. İngiltere'de yaşayan Pakistan asıllı üç genç, arkadaşlarının düğününe katılmak için Pakistan'a gelirler. O sırada ABD askerleri Afganistan'ı işgal etmiştir. Üç genç, insani yardım amacıyla Afganistan'a geçerler. Ancak, Kuzey İttifak'ı onları yakalayıp Amerikalılara teslim eder. Orada başlayan ve Guantanoma'da yaşananlar kelimelerle anlatılamaz... Sorunları askeri yöntemlerle çözmek isteyenlerin dünya barışına ne kadar büyük bir darbe indirdiği bir kez daha anlaşılıyor. Geçtiğimiz günlerde ölen; ekonominin işleyişinin özünde güç ilişkilerinin bir yansıması olduğunu ortaya koyan ve yalnızca güçlülerin sözünün geçtiği bir düzene karşı ömür boyu mücadele veren Kanada asıllı ekonomist John Kenneth Galbraith'in "Savaş, insanlığın en büyük başarısızlığı ve ayıbı olmaya devam ediyor" sözü her şeyin kısa bir özeti.