Güle güle Ecevit!..

A -
A +

Güz mevsiminin ölümcül rüzgârı bu defa siyaset ağacından bir yaprak kopardı. Bülent Ecevit... Günlerdir komada kalıp da geçtiğimiz pazar günü vefat eden Ecevit'in ölümüne Türk halkı hazırlıklı değilmiş gibi sarsıldı. Derim ya, ölümün yüzü soğuk... Artta kalanlar için alışılması zor! Hafta boyunca TV kanallarında onu çeşitli yönleriyle anlatan programlar yapıldı, gazetelerde yazılar yazıldı. Bütün bunlardan çıkaracağımız özet hüküm şudur: Yüreği ülkesi için çarpan, dürüst, idealist, nazik ve mütevazı bir insandı. Şair Ecevit, kelimelerin ve kelimeler arkasındaki yüksek duyguların, umutların ve hayallerin adamıydı. Duyguların ateşlediği umutlar vaat eden heyecanlı söylemleriyle iktidarı yakaladı. İktidarın temeli esasen sayılara, sayılar ardındaki gizli-açık hesaplara dayanır. Kelimelerin adamı, sayılar dünyasında şaşırdı. Fırtınalarla, krizlerle geçen iktidarı döneminde vaat ettiklerini yerine getiremedi. Estirdiği umut rüzgârları kesilip de iktidardan düştüğünde, keşke tekrar parti faaliyetleri içinde olmasaydı da, yaşadıklarından tecrübeler edinmiş bir bilge kişi olarak toplumsal etkinliğini sürdürseydi diye düşünmüşümdür hep. Bir yandan da şiirlerini yazsaydı. Bir şiirinde evren üzerinde yerimizi bilmeden yönetimi nasıl bileceğimizi ima ediyordu. Derin filozof yanıyla keşke iktidara talip olup da iş başına gelen yöneticilere evrendeki yerimizi nasıl bilebilecekleri hususunda ufuklar açabilseydi... Duygu ve felsefe yönü eksik siyasete özgün düşünceler ve şairane ilhamlarla renk kazandırsaydı... Evet, keşkeler bitmiyor. Şu anda tefekkür şiirinin büyük dehası Necip Fazıl'ın "Zaman, sudan çıkarıp suya daldıran dolap/Bir varlık ve bir yokluk; her tasta bir inkılâp" mısraları gönlümün duvarlarında yankılanırken yine keşke diyorum, ben de sağlığında Ecevit'le edebi bir sohbet yapma fırsatını yakalayabilseydim... Bunu gerçekleştirmeyi hep ertelemeseydim. Şüphesiz demli çayla tatlanacak o sohbette, ondan hiç gün yüzüne çıkmamış mısralar, hatıralar kaydetseydim... Neden Tagore'a bu merak diye sorabilseydim... Merhum Ecevit'in son yolculuğuna uğurlanacağı bugün Ankara'da yapılacak törene, kendisine romantik bir sevgi ve sadakatle bağlı olan Türk halkı eminim büyük ölçüde katılacak. Hayallerde başında kasketi, üstünde mavi gömleği, elinde uçurduğu beyaz barış güvercinleriyle nakşolan halkçı Ecevit'in, sevgi ve gözyaşı seli karşısında mahçup ve mahzun gülümseyişiyle Tagore'dan şu mısraları söylediğini duyar gibi oluyorum: "Gitmeme izin çıktı. Uğurlayın beni kardeşlerim! Selamlıyorum hepinizi ayrılıyorum. Kapımın anahtarlarını veriyorum işte, evimi veriyorum. Yalnız son, iyi kelimeler istiyorum sizden. Uzun zaman komşuluk ettik. Verebileceğimden çok şey verdiniz bana. Şafak söktü artık, karanlık köşemi ışıtan fener söndü. Bir çağrı geldi, hazırım yolculuğuma..."

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.