Fransız sinemasının bir zamanlar fırtınalar estiren ünlü oyuncusu Brigitte Bardot, sinemadan çekildikten sonra kendini hayvan haklarını savunmaya adadı. Zaman zaman bu konuda yaptığı çıkışlarla basında yer alır. Şimdilerde Fransa'da hayvan hakları ile ilgili yasaların yetersizliğinden şikayetçi. Bu yüzden İsveç'te yerleşmek istiyor. Resimlerinden bir hayli yaşlandığı fark edilen Bardot, bu defa İsveç Başbakanı Görsen Person'a yazdığı mektupla dikkati çekti. Ünlü aktris, basında yer aldığı kadarıyla mektubunda şöyle diyordu: "İmajım, uluslararası alandaki tanınmışlığım beni hep Fransa'ya mal etti. Ancak, ömrümün geri kalanını İsveç'te geçirebilirim. Çünkü bugün İsveç'in hayvanlar konusundaki hassasiyetine kendimi daha yakın hissediyorum." Bardot'un hayvan sevgisi uğruna kendi ülkesinde yaşamaktan vazgeçmesi, birçoğumuza anlaşılması zor gelebilir. Ama gelmesin. Sevgi bu... Bizim Yunus'umuz: "Hak Çalap'ın katında yüz bin türlü sevgi var/Bak bakalım kendine hangisi layıktır" der. Brigitte Bardot, hayvan sevgisini tercih etmiş. Kendini buna adamış. İyi, güzel de... Benim anladığım kadarıyla yarım bir sevgi bu. Bizim "Yaradılmışı severiz Yaradan'dan ötürü" düsturumuza uymuyor. Bu düsturu, daha doğrusu inancı benimseyenler için sevgi, bütündür. Kendini bilme olgunluğuna erişmiş gönül sahipleri, Allah'ın yarattığı her canlıyı sevmekle yükümlü olduklarını hissederler. Tabii ki acizlere, kötü durumda olanlara daha himayeci bir tavır takınırlar. Eğer siz de bu gönül sahiplerinden iseniz, Bardot'un kararını anlayışla, hoşgörüyle karşılarsınız da akabinde vicdanda uyanan bir soruyu sormadan geçemezsiniz. Savaş çılgınlıklarının yaşandığı, terörün kasıp kavurduğu, insan haklarının ihlal edildiği bir dünyada masum siviller, hele hele çocuklar öldürülürken Brigitte Bardot, hayvanlara gösterdiği duyarlılığı niçin insanlara göstermez? Neden âdeta kanıksanır hale gelen ölümleri protesto etmez? Öte yandan ülkemizde de hayvanlarla ilgili olaylarda ortalığa çıkıp da kıyameti koparan hayvan hakları savunucularının dünyadaki bu aleni insan kıyımları karşısında niçin sesi çıkmaz? *** Hayvanlara karşı sevgi ve merhametin yaygınlaşması güzel bir şey... Ama kabul edemeyeceğim şey; insan sevgisinin yerine hayvan sevgisinin konulması. Evimizin çevresindeki lüks sitelerde çoğunluğun köpekleri var. Hepsi birbirinden şık, sevimli köpekler... Duru (dokunmaktan ürktüğüm için) sözle okşuyorum birçoğunu. Sahiplerinin de hoşuna gidiyor. Bazen onlarla da sohbet ediyorum. İnsanlarda bulamadıkları sevgi ve sadakati onlarda bulduklarını söylüyorlar. İnsan muhabbetinin yerini köpek muhabbeti almış yani... Bazıları tasmalarını çıkarıp salıveriyorlar köpeklerini. Başkaları ürker mi ürkmez mi, aldırmıyorlar. Sahiplerini uyardığınızda bir tafra, bir kibir... "Korkmayın, bir şey yapmaz" deyip köpeklerini yanlarına çağırıyorlar. Tabii bu arada korkanın da sinirleri allak bullak oluyor. Belediyenin özen gösterdiği bakımlı, temiz yollar köpek pisliğinden geçilmiyor. Mideniz bulanıyor. Belediyenin koyduğu ikaz levhalarına aldıran yok. Köpeğe muhabbet ama insana saygısızlık... Oysa, böyle mi olmalı?