Her gün bayram havası içinde geçse... İnsanlar, derin kardeşlik duyguları içinde birbirine dost ve yakın olma, gönül alma telaşı içinde olsalar... Bir zamanlar bir şarkıcı (yanılmıyorsam Şenay), bunları terennüm eden bir şarkı söylerdi. Dinlediğimizde hepimizin hoşuna giderdi, coşkuyla tempo tutardık. İşte bayram... Dostluk ve kardeşlik duyguları içinde, gönül alma telaşıyla birbirimize koşuyor muyuz? Birbirimize yakın duruyor muyuz? Belki Anadolu'da, kırsal bölgelerde böyle. Ama batılı hayat tarzının egemen olduğu, bireyciliğin öne geçtiği, hızlı yaşam temposunun insanları esir aldığı medeniyet merkezi dediğimiz şehirlerde böyle mi? Bayram onlar için kafa dinleme, tatil için fırsat zamanı... Nereye gideyim? Nasıl hoş vakit geçireyim, bulunduğum çevreden ve insanlarından nasıl uzaklaşayım derdinin günler öncesinden yaşandığı günler... Her gün bayram olsa... Ancak, şarkılarda hoş ve tatlı birliktelikler düşünülerek yapılan hoş bir temenni artık! Yoksa bu sürekli kaçış sendromu... Yalnızların, yetim ve öksüzlerin yüreğindeki burukluk... Çocuklarını evlendirmiş yaşlı ebeveynlerin sancılı bekleyişleri... Yoksulluk sınırı altında yaşayanların yüreklerine taş gibi oturan hüzün... Eski bayram yerlerini alan süper market gezintileri... Dar bütçeyle çelişen tüketim arzuları... Hediyelere boğulan zengin çocuklarının şımarıklarının yanı sıra, her şeye uzaktan bakarak yutkunan fakir çocuklarının mahzunluğu... Her gün çekilir mi? *** Gazetelerin birinde okudum. Batılı bir bayan bütün dünyayı dolaşmış, en sonunda Türkiye'de karar kılmış; Göreme'de peri bacalarının birini restore ettirerek yerleşmiş. Altı yıldan beri burada oturuyormuş. Tercih sebebi olarak burada insan ilişkilerinde yüreklere dokunuşlar var diyor. Ne demek yüreklere dokunuş? Sıcak bir gülümseyiş. Gönül alıcı birkaç söz. Tatlı sohbet arasında yudumlanan çay veya kahve. Samimi bir merhaba. Candan ilgi. Dar ve sıkıntılı bir anda yetişen bir komşunun yardımseverliği. Bir demet çiçek sunuş... Bizim de aradığımız bu işte... Bizim kültür ve geleneğimizde bunlar var. Ama batıya özenmelerimiz, batılı hayat tarzını bütünüyle benimsememiz, küresel rüzgârlara yakamızı, bağrımızı açarak teslim olma zaafımız yüzünden bütün çok insani olan nice güzellikleri kaybediyoruz. Batılı insan, hayatın gerçek tadına varmak için bize geliyor, biz batıya koşturuyoruz. Tıpkı kendi bahçesinde gömülü olan defineyi uzaklarda arayan simyacı gibi... Hepinize tatlı yürek dokunuşlarının yaşandığı sağlık ve huzurla geçen nice yıllar ve bayramlar diliyorum.