İçsizlik

A -
A +

Son günlerde Yalçın Küçük'ün "Tekelistan" isimli kitabını okuyorum. Bu son derece hacimli kitapta ilginç tesbitler, analizler ve yorumlar var. Küçük, kitabın Nazımoloji isimli bölümünde Nazım Hikmet'e ölçüsüz bir hayranlık sevgiyle yaklaşmak yerine daha soğukkanlı, daha bilimsel yaklaşılması, değerlendirilmesi ve eleştirilmesi gerektiğini söylüyor. "Ancak, biz bunun için yetkin ve birikimli miyiz?" sorusundan sonra şöyle bir yorum getiriyor: "Meyhane masalarından taşırdığımız sevgimiz aklımızı bastırıyor, bunu görüyoruz; peki, hayal gücümüzü geliştiriyor mu, bundan emin olamıyoruz. Yıllardır, parçası olmaktan kıvanç duyduğum Türkiye aydınının, "red", "kurgu" ve bir de "ütopya" alanında son derece yoksul olduğunu işaret ediyorum. Romanlarımızda, şiirimizde, sanat ürünlerimizde "hayal gücü" ancak ve varsa kırıntı dozundadır. Dahası var, yazılı tartışmalarını ben bir rastlantı sonucu gördüm, seçkin bir üniversitemizin güçlü bir fakültesinde bir doktora çalışması olarak "Türk Edebiyatında Ütopya" ele alınmış ve ne yazık, doktora öğrencisi, edebiyatımızda ütopya bulamıyor ve yazarlar içinde de ütopya yazmış tek isim olarak beni bulup çıkarıyor; çok üzücü bir yoksulluğu saptıyoruz." Küçük, böyle dedikten sonra bu düşünce ve tespitlerini destekleyici mahiyette şöyle bir dip notu düşüyor: "Hayal gücümüzün yoksulluğunu en çok yapılarda saptıyoruz; kamu görevimin ilk beş yılı, henüz bu Meclis açılmadan, Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı mensubu olarak, bu binada geçti. Son derece işlevsiz ve estetik fukarası olduğunu yakından biliyorum. Çankaya Köşkü'ne henüz "güzel" diyebilen çıkmadı. Topkapı Sarayı, kilim yerine taştan yapılmış bir Moğol çadırını geçemiyor ve belleğim beni yanıltmıyorsa, estet Ahmet Hamdi Tanpınar, Dolmabahçe'nin mimarisine sadece "soysuzluk" diyordu ki, yerindedir. Atatürk Kültür Merkezi ise, dışı ve içi ile, tek sözcükle bir mimarlık felaketidir; bunlardan tarihsel değeri olmayanları yıkmak, ülkeyi güzelleştirmek için kaçınılmaz görünüyor. Ancak, bu "ütopya" değil estetik planlamadır ve birbirine çok uzak düşmüyorlar." *** Küçük'ün bahsettiği konu kültür ve sanatımızın ana sorunlarından biri. Hayalsizlik, birikimsizlik, hakkaniyetli eleştiri... Ben, buna genel anlamda içsizlik diyorum. Zengin bir destan ve masal geleneğine sahip olan; tarihi süreç ve baskın şartlar içinde giderek benliğinden, kendinden uzaklaşan, uzaklaştırılan; böylelikle içi boşaltılan Türk insanının en büyük talihsizliğinin zaman içinde hayallerini, hayal kurma yeteneğini, rüyalarını kaybettiğine inanıyorum. Allah'ın lütfuyla ve Hz. Mevlana'nın deyimiyle özgürlükler âlemi olarak bahşedilen iç dünyamız ne yazık ki korkular, baskılar ve küçük hesaplarla kurumuş, çorak bir vadi gibi... Büyük düşüncelerimiz, büyük hayallerimiz; özgün ve estetik arayışlarımız, ütopik sancılarımız; özgürlük ufuklarında sınırları zorlama ve hayallerin peşinde koşma gayretlerimiz yok... Günlük yaşamaya, kalitesizliğe ve sıradanlığa alıştırılmış halkımızın da bu konularda talebi bulunmuyor. Bu yüzden başta mimari olmak üzere, sanatın hiçbir dalında bütün zamanlara hükmedebilecek büyük eserler üretemiyoruz. Küresel modalara kendimizi teslim ettiğimiz bugün kendi adımıza geleceğe temel atmaktan uzak kalarak gittikçe kayboluyoruz. Ürettiklerimiz özgünlükten yoksun, taklitten ibaret... İnsan'ın manasını çok iyi kavramış kültürümüzden habersiz oluşumuz ve buna kayıtsızlığımızın bize çok pahalıya mal olduğunu bir gün anlayacağız ama ne zaman?

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.