Sevgili Ufuk, Sana bir müjdem var. Nihayet güzeller güzeli bir fıstık ağacı fidanını(Kahraman'ı) Gelibolu sırtlarına diktik. Senden sonra bu, benim ikinci dikili ağacım. Hatırlayacaksın, 2004 yılı Gelibolu yangınında kül olan, ardından acil temizleme işleri başlatılan 300 hektarlık araziyi Çanakkale Orman Bölge Müdürü Musa Akşan'ın, ricam üzerine görevlendirdiği Eceabat Orman İşletme Şefi İsmail Kuloğlu ve Gelibolu Orman İşletme Şefi Tarkan Balamur beylerin rehberliğinde gezmiştim.Yanık kokuları içinde olan yangın sahasında üzüldüğümü gören Tarkan Bey, yeni fidan dikimlerinin yapılmasının yanı sıra, ormanın kendi kendini yenileyebileceğini söyleyerek beni teselli etmiş, burada adını Kahraman koyacağım bir ağaç dikmem hususunda bana yardımcı olacağına dair söz vermişti. İşte sözünde durdu. Kahraman, Ilgardere köy hudutlarında, Gelibolu Orman İşletme Şefliğinin 491 Nolu bölmesinde (dört yol ağzında) gerçek hayata başladı. Çevresinde kızılçam, sandal (bir tür maki), tesbih çalısı, akçakesme, dikenli meşe (quercus cocifera), kavak ve çınar ağaçları var. Gör bak, orman ailesiyle ne kadar ilgileniyorum! Sana, onca fidan arasından seni özenerek seçen (ayrıca seninle mektuplaşmalarımızı dikkatle takip eden) Tarkan Beyden bahsedeyim. Çalışkan, yirmiört saat görevinin başında, işinin ehli, kendisini ormana adamış, idealist genç bir orman mühendisi. Elinde telsizi, telefonu; her an teyakkuz halinde. Bu kadar strese nasıl dayanıyorsunuz diye soruyorum. Şöyle cevap veriyor: "Sevgiyle. Hayata bir daha gelsem, yine orman mühendisi olurdum." Bana yanık sahadaki filizleri, temizleme ve dikim çalışmalarını gösterirken sevinç ve heyecanını görmeliydin! Orman konusunda ondan çeşitli bilgiler aldım. Kızılçam ormanlarında birincisi doğal, ikincisi sun'i olmak üzere 2 çeşit gençleştirme metodu varmış. Doğal gençleştirme şöyle oluyormuş: Toprağa daha önceki yıllarda düşmüş tohumlar üstündeki yaşlı ağaçlar kesilip alındıktan sonra çıplak toprak parçası üstüne ince bir dal tabakası seriliyormuş. Toprakta bulunan tohum, yeterli nem, ışık ve sıcaklığı bulduğunda çimleniyormuş. Bu yöntem, ormanın oluşumunda en az masraf ve emek gerektiren bir yöntemmiş. Sevgili Ufuk, biliyor musun beni en etkileyen manzaralardan biri bozkırlardaki tek ağaçların görünümleridir. Hayata tek başına direnen o ağaçlar bana neler anlatmaz ki!.. Uçsuz bucaksız bozkırlarda o tek ağaçların nasıl dikildiğini düşünmüşümdür hep. Meğer kanatları sayesinde uçup da rastgele bir yere konan bu tohumlar sebebiyleymiş! Tabiattaki bu muhteşem düzene gel de şaşma!.. İnsan, bilgilendikçe Yaradan'ın gücüne daha bir hayran kalıyor! Gelibolu yarımadası, Korudağ'dan başlayarak Şehitler Abidesine kadar 80 km civarındadüz bir hat. Yarımadanın bir kısmını teşkil eden milli park, Akbaş şehitliğinden başlayarak Kumköy yolunu takip eden alan. Oraların korunması İsmail Bey ve ekibine ait. Yarımadada Gelibolu ve Eceabat'ta olmak üzere iki Orman Bölge Şefliği var. Gelibolu'da bir yangın çıktığında basında sorup soruşturmadan milli park yanıyor diye haber çıktığı için Gelibolu Orman İşletme şefliğinin işi zorlaşıyormuş. Gelibolu ormanlarının yaklaşık % 90'ı sun'i yolla (dikimle) oluşmuş. Türkiye'deki ilk fidan dikimi ve orman oluşturma girişimi Prof. Dr. Fikret Saatçioğlu başkanlığında Korudağ mevkiinde yapılan çalışmalarla başlamış. Yarımadanın en büyük problemi (senin de tahmin edeceğin gibi) yangın tehlikesi. Buradaki yangınların büyümesinin sebebi yılın 365 gününün rüzgarlı olması. Yangınların çıkmasının ana sebebi her yerde olduğu gibi insanların bilinçsizliği, dikkatsizliği ve ihmali. Ayrıca, bölgede ciddi bir çöp sorunu var. Şehitliğin olması sebebiyle dünyanın gözü burda. Yurt içinden ve dışarıdan akın akın ziyaretçiler geliyormuş. Konuştuğum ilgililer, gelenler sadece içtikleri suların şişelerini ortaya atsalar, muazzam bir çöp yığını oluşturuyor, varın siz gerisini düşünün diyorlar. Haklılar. Ormanların bizim için ne kadar önemli bir hayat ve zenginlik kaynağı olduğunu bilsek, onlara karşı bu kadar kayıtsız ve sorumsuz davranabilir miyiz?Orman köylüleri bile bu konuda bilinçli değillermiş!.. Ah bu cehalet!..