Geçen hafta iki güzel temsil izledim. İlki, İstanbul Devlet ve Opera Balesi'nin AKM salonunda sahnelediği İlişkiler adlı bale. Müziğini Çaykovski ve Rahmaninov'dan seçilen eserlerin oluşturduğu oyunun teması aşk, ihtiras, sevgi ve mutluluk. Geçen yıl seyrettiğim, Ankara Devlet Operası ve Balesi tarafından hazırlanan "Hırçın Kız" oyunu (söz ustası Şekspir'in eseri olmasına rağmen) sözsüz oyun harikasıydı. İlişkiler'i seyre giderken açık söylemek gerekirse biraz tereddütlüydüm. Ama oyunu seyredince bu tereddütümün yersiz olduğunu anladım. Usta ekibin ve oyuncuların sergilediği eser, gerçekten çok etkileyiciydi. Hoyratlığın, sevgisizliğin ve savaş acılarının ruhumuzu yıprattığı günümüzde müzikle sarmaş dolaş olan estetiğin oluşturduğu zevk ve heyecan, bizi karamsarlık batağından çekiyor; insani duygularımızı ve insana olan güvenimizi kamçılıyor. Bazılarının düşündüğünün aksine ben, balenin 21. yüzyılda daha da önem kazanacağına inanıyorum. Çünkü, öte-insan kavramının konuşulmağa başlandığı çağımızda insanın mekanikleşemeyeceğini en çarpıcı bir biçimde vurgulayan bir sanat dalı bale... Eser, 1900'lü yıllarda Rusya'da geçiyor. Yazımın başında da belirttiğim gibi sonu trajik biten bir aşk hikayesini anlatıyor. Bir bağ evinde, mutlu bir aile ortamında hayatın sürüp gittiğinin büyüyen bir ağaç motifiyle sembolize edilişi hoş bir buluş. Benim gibi tabiatın en görkemli varlığı olan 'ağaç'ı tefekkürün odağı olarak değerlendiren biri için bu buluş, çok anlamlı. Oyunu seyredeli bir haftaya yakın oldu ama hâlâ o harika müzik kulaklarımda çınlıyor, başta Oktay Keresteci, İlke Kodal, Tatiana Egeli, Hülya Aksular olmak üzere oyuncuların nefis dansları gözümün önünde canlanıyor, yüreğim bu güzel bahar günlerinde aşk gibi, sevda gibi duygularla dolup taşıyor. Dileğim sanat olgunluğuna erişen opera ve balemizin yerli eserler ve bestecilerle dünyaya açılması... İstanbul Devlet Tiyatrosu, gördüğüm kadarıyla sistemli ve düzgün çalışan kurumlardan biri. Hayatın hay huyu arasında, televizyon baskısıyla tiyatroyu unuttuğum zamanlarda bile düzenli gönderilen programlarıyla bana tiyatroyu sürekli olarak hatırlatıyor. Fırsat buldukça oyunlarına gidiyorum. En son seyrettiğim Leenane'in Güzellik Kraliçesi çok sarsıcı ve çarpıcı bir eser. Çağdaş tiyatronun harika çocuklarından biri sayılan Martin Bcdonagh'ın yazdığı bu oyun, 1975'ler İrlanda'sında küçük bir kasabada yaşayan yaşlı bir anneyle evde kalmış, umutları kırgın kızının içe dönük hayatını anlatan sevgiyle sevgisizliğin, merhametle şiddetin acımasızca çatıştığı, yer yer duyarlı, yer yer sert sahneler içeren, kısır döngünün ruhları nasıl kemirdiğini sergileyen bir aile dramı... Sumru Yavrucak, zor rolünü bütün varlığını ve duyarlılığını ortaya koyarak müthiş bir performansla oynuyor. Anne rolündeki Rüçhan Çalışkur da çok başarılı. Bütün emeği geçenleri kutluyorum.