12 Ekim'de Fransız Parlamentosu'nda sözde ermeni soykırımını inkarı yasaklayan yasa tasarısının kabul edildiği gün, CNN Türk kanalının (ismini bilmediğim) kadın spikeri, büyük bir heyecanla yalnız Türkiye'de değil; dünyaca tanınan büyük yazar ve entelektüel olarak takdim ettiği Elif Şafak'a telefonla bağlanarak söz konusu yasanın kabulünden sonra neler yapılması gerektiğini sordu. Büyük yazar(!), soğukkanlı bir uslupla bu konunun ilerici ve demokratik sivil toplum örgütleri platformunda karşılıklı diyalogla çözülebileceği konusunda yüksek fikirler(!) beyan etti. Şimdi, sormak lazım; bu hanımefendi, Türklere hakaret içerdiği iddiasıyla dava konusu olan " Baba ve Piç" isimli tezli romanını yazmadan önce Ermeni diasporasını dinlediği kadar Türk tarafını dinlemiş midir? 1915 olaylarında katledilen Türklerin bugün hayatta olan yakınlarıyla konuşmuş mudur? Arşivlere girip araştırma yapmış mıdır? Bunları yapmamışsa (ki, yapmadığı açıktır) gerçekçilik adına bu konu üzerinde roman yazmaya, ahkam kesmeye salahiyetli midir? Türkiye'de eğrilerle doğrular fena halde karışmış durumdadır. Tüm iyi niyetli çabalarıyla AB'ye katılmak için mücadele veren Türkiye, batı ülkelerinin art niyetli dayatmalarıyla gün geçtikçe kıskaç altına alınmakta, köşeye sıkıştırılmaktadır. İnsan hakları, özgürlük, daha fazla demokrasi gibi can alıcı söylemlerle tezgahlanan tehlikeli oyunlara ne yazık ki, bazı yazarlarımız ve entelektüellerimiz de şöhret ve çıkar uğruna alet olmaktadır. Esas üzücü olan da budur. Nobel ve Orhan Pamuk Gerici ve yoz bir zihniyetle hazırlanmış inkar yasasının 106 milletvekilinin oylarıyla kabul edilmesi üzerine spiker yine telefonla bağlandığı kişilerden görüş alırken ve tartışmalar gittikçe alevlenirken içimden "İster misin Orhan Pamuk'a da Nobel ödülü verilsin" diye düşündüğüm sırada bir son dakika gelişmesi olarak Pamuk'un Nobel ödülünü kazandığı haberi verildi. Hemen hemen bütün kanalları dolaştım. Ermeni diasporası destekli uluslar arası çirkin tezgahın parçası olduğu gün gibi aşikar olan gelişme, bizim post modern cahiliye medyasında büyük bir heyecan ve sevinç dalgası oluşturmuştu. Anında görüş ve düşüncelerine başvurulan Pamuk ve onun destekçisi entelektüel ve yazarlar memnuniyetlerini belirten beyanlarda bulundular. Orhan Pamuk'a Nobel ödülü verilişini Türk Edebiyatı ve Türkçe'nin zaferi olarak değerlendirdiler. Kanalların birinde Orhan Pamuk'a telefonla bağlanarak röportaj yapmakta olan bir spiker, inkar yasasının Fransız Parlamentosunda kabulüne protesto olarak Pamuk'a ödülü geri çevirmeyi düşünüp düşünmediğini sordu ( Aman Allah'ım böyle bir soruya Pamuk olumlu cevap verebilir miydi?) Pamuk, anında (kendisinden beklediğim) cevabı verdi; şov yapmaya gerek olmadığını söyledi. Uzun süreden beri gerek yurt içinden, gerek yurt dışından çeşitli lobilerce; bazı medya organları ve entelektüellerce desteklenen, muazzam reklam kampanyalarının etkisiyle kitapları, yayınladığı ilk gün "çok satanlar" listelerinin başına geçirilen Orhan Pamuk. Nobel'i elde etme hırsı içinde, Batılı destekçilerinin gözlerinin içine baka baka: "Türkler, bir milyon ermeniyi, 30 bin Kürt'ü öldürdü" derken şov yapmıyor muydu? Diyeceğim; eserleri uslupsuzluğuyla Türk okurlarının çoğunluğunca anlaşılamayan; bu yüzden eleştirilere hedef olan Pamuk'a Nobel ödülünün verilişi şaibelidir. Bu ödül, Türk Edebiyatına değil, Pamuk'un kendisine verilmiştir. Bu olayı Türk Edebiyatının zaferi olarak ilan edenler, ellerini vlcdanlarına koyarak salim bir kafa ile edebiyatın siyasete alet edilip edilmediği üzerindederin derin düşünmelidirler. Tarihi saptırmak, atalara hakaret etmek, tezgah kurmak, şov yapmak pahasına da olsa zafer, zaferdir diyenlere sözümüz yok tabii ki... Yeter ki egemen bir konumda görünen bu muhterem zevat, düşünceyi ifade özgürlüğü konusunda bir kerecik de olsa, samimi olsun; kendileri gibi düşünmeyenleri "küçük adamlar", "bağnaz milliyetçiler", "gericiler" diye aşağılamaya kalkmasın!. Tarihi seyir içinde eğrilerle doğrular nasıl olsa ayıklanacaktır...