İnsan Hakları

A -
A +

'İnsan Hakları' demiyorlar mı, benim yüreğim ince ince sızlıyor. Neden mi? İnsan haklarını sıklıkla gündeme getiren Avrupa'nın Türkiye'ye karşı uyguladığı çifte standartlı, önyargılı, milli çıkarlarımıza ters düşen samimiyetsiz yaklaşımlarını insan haklarıyla bağdaştıramıyorum da ondan. Baksanıza, Sultan III. Selim zamanından beri taviz vere vere bir türlü yaranamamışız. Ülkemize girip çıkan müfettişleriyle milli gururumuzla oynayıp duruyorlar. Onlar kabul etse de etmese de aslında biz Avrupalıyız. Sayın Ecevit'in dediği gibi yalnız Avrupalı değil; hem Asyalı, hem Kafkasyalı, hem Ortadoğuluyuz. Çok önemli kilit bir ülkeyiz. Bunu onlara bir türlü idrak ettiremiyoruz. Önyargılarını, komplekslerini, sinsiliklerini bir türlü aşamıyoruz. Yalnız o mu yüreğimi sızlatan? Seçim sırasında oy alabilmek için avlayıcı vaadlerde bulunan siyasilerin seçim sonrası bu vaatlerini yerine getirmemeleri, canımızı dişimize takarak ödediğimiz vergilerin bize hizmet olarak geri dönmemesi, IMF'ye teslim edilmiş ekonominin bir türlü düzlüğe çıkmaması, sağlam ve güçlü bir devlet politikamızın olmayışı, içi hain emellerle, türlü oyunlarla boşaltılmış bir toplum olarak önce kendi içimizdeki tutarlılık ve birlik sağlayamayışımız; toplumsal bir hastalık olarak bizi için için kemiren talancılık zihniyeti; hakkın hukukun ayaklar altına alınması insanlık onurumu zedeleyip duruyor. Sürekli bir kırgınlık yaşıyorum. Madde ve çıkar hırsıyla gözü dönmüş insanların çevremizi sarması, tarihi çehresi bozulmuş kentlerin apartmanlarında komşuların birbirlerine selam vermeyecek kadar yabanlaşması, dostlukların giderek bir düş olması, trafiğin keşmekeşliği, sistemin kişiye güvensizlik üstüne kurulması, laik bir ülke olduğumuz halde TV kanallarında iki de bir din konularında abuk sabuk tartışmaların yapılması, yetersiz maaşlar ve her vesileyle konan vergiler yüzünden zorlanan insanların açlık sınırına gelmesi, yine TV kanallarında her akşam seyrettiğimiz sefalet, kavga-döğüş manzaraları, intihar salgınları, cinayetler, yolsuzluk haberleri, soygunlar, şiddet eğilimleri, toplum ahlakını zedeleyen magazin programları, okuyan-yazan zümrenin gözardı edilerek şarkıcıların, mankenlerin ön plana çıkarıldığı popülizm merakı, her şey, ama her şey beni yaralıyor. Bu kırık dökük halimizle, kendimize bir çeki düzen vermeden Avrupa kapılarına dayanarak adeta zorla bizi içeri almalarını beklemek, bize yapılan hakaretlere göz yummak çok acı... Oysa, biz insanın kutsal bir varlık olarak kabullenildiği, toplum düzeninin insana ve haklarına saygı üzerine kurulduğu bir kültürden geliyoruz. Derin hassasiyetim belki bunu bilmekten kaynaklanıyor. Diyorum ki, kaybettiğimiz değerlerle tekrar donanalım; önce insan olmaya bakalım, ondan sonra Avrupalı... Ne dersiniz?

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.