Gelibolu'daki sitenin yol yapımı birkaç günden beri aksıyor. Daha önceden dizilmiş taşların üstüne kum serpen genç Vanlı işçiye yol yapımına ne zaman başlanacağını soruyorum. Cevabı: -Yarın veya evelsi gün! Gülümseyip düzeltiyorum: -Yarın veya ertesi gün! O, ilk sözünde kararlı: -Yarın veya evelsi! Açıklamada bulunmak zorunda kalıyorum: -Yarından sonraki günü anlatmak istiyorsan evelsi değil, ertesi diyeceksin! İnat ediyor: -Tamam işte! Evelsi. -Ertesi. Canı sıkılmış bir halde uzaklaşırken kendi kendine söyleniyor: -Allah Allah!.. Alfabeyi mi değiştireceğiz? Son zamanlarda uzun telefon muhabbetleri sonunda kapatırken "Hadi öptüm!" demek yaygınlaştı. Komşularımızdan yaşlı bir hanım, iş yaptırdığı marangoza işle ilgili talimatlar verdikten sonra telefonu kapatırken bu malum ağız alışkanlığıyla, "hadi öptüm" deyivermiş. Dedikten sonra farkına varmış. Haliyle alabora olmuş. Konuşmasını duyan gelini de: "Ne yaptın anne? Marangoza öptüm denir mi?" deyince alı al moru mor kesilmiş. Kadıncağız sohbet sırasında bunu anlatırken hepimiz güldük. O, hâlâ kırdığı potun etkisisiyle "Ben ne yaptım böyle?" diye söylenip duruyordu. Yetişkin oğlu da sohbet meclisindeydi. Konu onun ne kadar akıllı, ne kadar becerikli olduğuna geldi. Komşu hanım, oğlunu överken: "Maşallah elinden her iş gelir. Ev işlerinde bile karısına yardımcı olur. Oysa babası hiç böyle değildir" deyince merak edip sorduk: "Kime çekmiş?" Esprili genç adam gülerek cevap verdi: -Marangoza. Annesi mahcup bir gülümseyişle tövbeler çekerken meclisde kahkahalar birbiri ardınca patladı. Yine komşularla buluştuğumuz bir çay sohbetinde konu okuldan, okumaktan açılıyor. Herkes mezun olduğu liseden bahsediyor. Benim gibi İstanbul Kız Lisesi'nden mezun olan birkaç hanım, bu lisenin zamanında en kaliteli liselerden biri olduğunu söylüyor. Ben de tasdik ediyorum. Bakın görün biz ne iyi eğitim almışız havalarındayız yani. Durgun, suskun bir hanım neden sonra ezik bir tavırla araya giriyor: -Ben de o lisede okudum ama bitiremedim. Hocaların sertliğinden ödüm patlardı. Hâlâ zaman zaman kendimi orada görüp korkuyla uyanırım. Hele şişman bir biyoloji hocası vardı; her fırsatta insanı azarlar, alay ederdi. Bu defa hepimiz çeşitli lakapları olan hocaların şimdi bize pek tuhaf ve acımasız gelen davranışlarıyla ilgili anılarımızı anlatma yarışına girdik. Kahkahalar birbirini bastırdı. Hababam sınıfının gerçek kahramanları bizlerdik aslında... Gazetelerde Almanya'da ikamet edip de Almanca öğrenmeyenlerin sınır dışı edileceğine dair bir haber okudum. Hani biz böyle bir karar alıp da uygulamağa kalksak insan hakları ve özgürlükler ihlal ediliyor diye AB ülkeleri karşı çıkar. Serde öğretmenlik, ruhta çevreyi bilinçlendirme gayreti var ya, bugünlerde bu gayretlerime daha bir hız verdim. Sadece yazmakla kalmıyor, tabelalarında yabancı isimler kullanan dükkanlara girip dükkan sahiplerine neden Türkçe isim kullanmadıklarını soruyorum. Çoğunluk sen de nerden çıktın der gibilerden yüzüme boş boş bakıp kem küm ediyor. Bir pastane tezgahtarının cevabı ilginçti: -Yabancı isim gördüklerinde müşteriler daha itibar ediyor.