Geçen hafta İstanbul'da yapılan "Kültür Bakanları 3. Yuvarlak Masa Toplantısı" gündeme yeni bir kavram getirdi; somut olmayan kültürel miras... Nedir somut olmayan kültürel miras? Katılımcıların ortak görüşüne göre bu kavramın içine diller, dinler, gelenekler, şarkılar, halk hikâyeleri, deyimler, atasözleri, masallar, destanlar gibi sözlü ürünler giriyor. Bu değerler manzumesi bir topluma şahsiyet ve hayatiyet veren, yerel ve ulusal hayat tarzının dokusunu oluşturan ruhu temsil ediyor. Çırağan Sarayı'nda yapılan, Dünya Kültür Zirvesi olarak da değerlendirebileceğimiz tarihî toplantı, insanlığın bu ruha sahip çıkma kararının anlamlı bir göstergesiydi. Hedef, ülkeler arası kültür farklılıklarını tanıyıp kabullenerek 11 Eylül'ün ardından beliren kültürel çekişmeleri engellemek; yeni bir düşünce biçimi oluşturarak dünya barışını korumak... Gerek toplantılarda, gerek yemeklerde, gerek gezilerde katılımcıların bir arada olmaktan duydukları hoşnutluk dikkate alınırsa, bunun pekâlâ mümkün olabileceğini düşünüyor insan ve gelecek için umutlanıyor. Hatırlanacağı üzere, Sayın İsmail Cem'in Dışişleri Bakanlığı sırasında yine Çırağan Sarayı'nda gerçekleştirdiği; tarihe "İstanbul Ruhu" adıyla geçen uluslararası toplantıda küreselleşme sürecine giren dünyada barışın sağlanması için "biri"nin, "öteki"ni tanıyıp kabullenmesi gerektiği görüşü savunulmuştu. Bu açıdan bakılacak olursa dünya kültür bakanları toplantısı da "İstanbul Ruhu"nun tamamlayıcısı sayılabilir. "Biri"nin "öteki"ni kabullenmesi elbette birbirlerinin farklı kültürlerini tanıyıp anlamaları sayesinde gerçekleşebilir. Ancak, iyi niyetler, temenniler bir yana, küreselleşme olgusu, güçlü olanın kendi hakim kültürünü diğer ülkelere dayatması, "tek tipe" doğru gidiş gibi bir tehlikeyi de beraberinde getiriyor. Bu eşyanın tabiatına aykırı olduğu gibi dünya barışı için de büyük bir tehdit. BM eski Genel Sekreteri Perez De Cuellar'ın dediği gibi yeni bir düşünce biçimi geliştirerek yeni bir hayat tarzı oluşturmak gerekiyor. Bunun için de uluslararası işbirliği ve dayanışma şart. Üye bakanlar ve temsilciler düşünce özgürlüğünün oluşturduğu rahat bir atmosfer içinde kültürleri koruma, uluslararası işbirliği ve dayanışma yollarını araştırdılar. Az gelişmiş ülke temsilcileri, UNESCO'nun öncülüğüyle başlayan bu işbirliği ve dayanışma girişiminden çok memnun ve umutluydular ama korumada ve rekabette eşit şartlar içinde olmadıklarını dolayısıyle küreselleşmenin nimetlerinden eşit biçimde yararlanamadıklarını her fırsatta belirterek sivil toplum kuruluşlarının da yardımıyla uluslararası bir fon oluşturulması gerektiğini savundular. Evet, dünya köyünde yeni bir faaliyet başladı. Herkes özüyle donanacak, kendi rengine göre çadırını kuracak. İnsanoğlu, meçhul geleceğin zorluklarına karşı manevi değerlerine tutunarak, aklın rehberliğinde el ele tutuşarak varlığını korumağa çalışacak. Ya bütün değerlerini har vurup harman savuran, kültür ve geleneklerinden kopmuş toplumumuz ne yapacak? Baksanıza dünya âlem, kendinize gelin diyor. Bireyleriyle, kurumlarıyla, medyasıyla bunu gerçekleştirebilecek miyiz dersiniz?