Bana Gelibolu' yu özetleyen tek kelime söyle deseniz, "Işık" diye karşılık veririm. Bu ışık algılaması herhalde buraya yazları gelişimdendir. Ayçiçeklerin berrak gökyüzüne gülümseyerek uzandığı bu sarışın yarımada toprakları âdeta bir ışık cenneti... Güneşin cömert ışıklarını özümseyen tertemiz bir hava... Bu da yorgun bedenlerimizin ve ruhlarımızın en fazla ihtiyaç duyduğu şey... Onbeş gün önce okunmak için sıra bekleyen kitaplarımı, yarım kalan çalışmalarımı toparlayarak Gelibolu'ya geldim. Kaldığım yer şehir merkezine yarım saat uzaklıkta boğaza bakan tepelerden birinde. Çalışmak için çok elverişli ama altyapının işleriyle uğraşmaktan tasarladığım çalışmaları hâlâ yapamamaktayım. Kaldığım yere en yakın köylerden biri olan Burhanlı, ana yol üzerinde olmasına rağmen tatile gelenlerin ihtiyaçlarına cevap veremediği gibi bu yolda bir gelişim gösteremiyor. Bakımsız köy hali sürüp gidiyor. Algıladığım kadarıyla köy halkı yazlıkçılara pek sıcak bakmadıkları gibi iç turizmle de ilgilenmiyorlar. Bu yüzden olacak geçen sene şehitliğe belde halkını ücretsiz olarak götüren belediye otobüsleri burada mola verirken bu sene transit geçiyorlar. Durum böyle olunca alışveriş için mecburen sık sık şehir merkezine inmek zorunda kalıyorsunuz. Bu da en azından yarım gününüzü alıyor. Evliya Çelebi'ye göre Osmanlı Devleti'nin Bursa, İstanbul ve Edirne'den sonra en güzel ve en büyük şehri olan; binlerle yıllık çeşitli medeniyetleri bağrında harmanlayan Gelibolu, gerçekten güzel ve etkileyici bir şehir. Ama gerek trafik, gerek çarşı düzeni bakımdan o kadar karmaşık ve yorucu ki, alışverişinizi zorlukla yaptıktan sonra sağa, sola bakma, güzellikleri keşfetme hevesiniz kalmadığı için bir an önce kaçmak istiyorsunuz. Bir an önce ışığın olanca saltanatını süren tepelere çıkayım diyorsunuz. Her şeyden önce arabanızı park etmek için bir yer bulamıyorsunuz. Oysa bir turistik belde böyle mi olmalı? Geçenlerde bir banka işim vardı. Yarım saat kan ter içinde kalarak yer bulabilmek için dolandım durdum. Her yer kilitlenmiş vaziyetteydi. Meğer o gün merkezde pazar kuruluyormuş. Mesai saatinin bitimine de on dakika kalmıştı. Bankanın köşesinde boş yer vardı. Trafik polisine durumu izah ederek on dakikalık park izni rica ettim. Yasak dedi. Aynı yerde park etmiş bir başka arabayı gösterdim, ona nasıl izin verdiniz diye sordum. Kendi kendine usulsüz olarak park etmiş dedi. Dayanamadım, "Ben üç yıldır Gelibolu'ya geliyorum. Belediyenin burayı bir türlü düzene kavuşturamadığını görüp üzülüyorum" deyince bana ne cevap verdi dersiniz? "Siz de gelmeyin buraya, beğeneceğiniz başka yerlere gidin!" Bunu duyunca Gelibolu'nun neden gelişmediğinin sebebini anladım. Herhalde yerleşik zihniyet böyle. Anlaşılan o ki, bu kargaşa, bu curcuna hep böyle sürüp gidecek... Ta ki bu ışık kentine yaraşır bir yönetim anlayışı oluşuncaya kadar. Bir kitap: Şehitler ve Evliyâlar Şehri Gelibolu Gelibolu'yu bilinçli olarak gezmek isteyen okuyucularıma eğitimci ve yazar Recep Yüzüak'ın resim ve belgelerle hazırlamış olduğu "Şehitler ve Evliyâlar Şehri Gelibolu" kitabını tavsiye ederim. Kitap, binlerce yıllık geçmişi olan Gelibolu'yu tarihi, coğrafyası, ekonomisi, tarihî eserleri, folkloru, Milli Parkındaki şehitlikleri ve otelleri ile ilgili olarak bilgiler içeriyor.