Gazeteci Meral Tamer, Milliyet'teki köşesinde, İngiliz solunun önemli düşünürlerinden Martin Jacques'den aldığı ilhamla, işçi hareketlerinin dünyada ağırlığını kaybedişini; sanayi devrimiyle birlikte katma değer oluşturan; dolayısıyla pazarlık gücüne sahip olan kol emeğinin motor gücü olma vasfının teknolojideki hızlı ilerlemeyle yok oluşunu ileri sürerek "Sol öldü!" diye ilan edince sol çevreden büyük tepkiler aldı. Tamer'in köşesinde zaman zaman yayınladığı bu tepkileri takip ediyorum. Solun ölmediği; ancak biçim değiştirmesi gerektiği hükmünü içeren görüş, dikkatimi çeken görüşler arasında ağırlık kazanıyor. Aslında Türkiye gerçeklerinden uzak olarak ithal edilen sol, Türkiye'de tam olarak anlaşılmadı; şimdiye kadar da halkın anlayacağı tarzda açık ve net bir tarifi de yapılamadı. Sol, eğer Türkiye'nin kamplaşmalara, çatışmalara sahne olduğu geçmiş yıllarda ötekini yok sayan bağnaz ve kalıpçı; halkın sorunlarına samimi olarak eğilmekten uzak bir ideolojik kavramın adıysa gerçekten öldü. Ve ülkeyi tekrar acılı yıllara döndürecekse hortlamasını talep eden de yok! Yok eğer; sol, emeğin karşılığını, sosyal refahı, insanca yaşama hakkını, özgürlüğü talep edenlerin adil bir dünya düzenini savunanların görüş ve düşünce bütünlüğünün; bunun için mücadelenin adı ise; elbette ölmesi mümkün değildir. Ancak; isminin değişmesi ve işlerlik sahasının genişlemesi (bazılarının ileri sürdüğü gibi biçim değiştirmesi) ve inandırıcı, etkileyici, kucaklayıcı ve sürekli çözümler üretici bir fikir akımı olması gerekir. Değişmesini önerdiğim isim, geçmiş yıllarda gündeme gelen "üçüncü yol" mu, yoksa "vicdani karşı duruş" mu olur, bilemem. Ancak; sorunların vicdanlarda düğümlendiği kanaatiyle vicdan kelimesinin özellikle telaffuz edilmesine önem veriyorum. Çünkü; geçmiş yıllarda insanlığın refaha kavuşması adına büyük umutlar bağladığımız 21. yüzyıl, ne yazık ki dünyayı kaosa sürükleyebilecek olaylar, çıkar çatışmaları ve felaketlerle başladı. Yine insanlığın barışa kavuşması adına çok anlamlar yüklediğimiz küreselleşme, sermayenin küreselleşmesi diye özetleyebileceğimiz dar kapsamlı karanlık bir sürece doğru kaydı. Hızla gelişen teknolojinin ve bilimin dünyayı ele geçirmek isteyen emperyal güçlerin elinde olması dünya insanlığını yeni bir kölelik devrinin başlayabileceği korkusuyla karşı karşıya getirmiş durumda. Silahlanma çılgınlıkları, iktidar hırsları, çıkar savaşları, toplumları birbirine düşürme politikaları, büyük ve kolay kolay önlenemez çevre sorunları oluşturduğu gibi insanları karanlık ve korkulu bir meçhule doğru sürüklüyor. Yoksulluklar, haksızlıklar, çaresizlikler, binbir kılığa giren baskılar, bozulan dünya ve coğrafya dengelerinin oluşturduğu acılar tahammül edilmez boyutlara erişiyor. Evet, gücünü zulüm yolunda kullanan, gözünü hırs bürümüş iktidarlara karşı şefkat ve merhameti gündeme getirecek evrensel boyutta vicdani karşı duruşlara ihtiyaç gün geçtikçe artıyor. Bunun için de iktidar güdümlü olmayan Sivil Toplum Kuruluşlarına büyük görevler düşüyor. Kıssadan hisse kapmak isteyenler için Dünya Sosyal Platformu izlenmeye değer.