"İstanbul'da Yaşam Kültürü Sempozyumu"

A -
A +

İstanbul, esas yerlilerinin "Nerde o eski İstanbul?.. Nerde o nazik beyefendilerin, itinalı giyimli hanımefendilerin şehri?... Nerde o saygılı, seçkin ve elit yaşam üslubu? " diye sızlanıp durduğu, bugünkü haliyle perişan sevgili... İstanbul dünyanın en güzel tarihî şehri... Ama bugün biz İstanbul'da yaşayanlar, bu şehrin doyumsuz güzelliklerini yaşayabiliyor muyuz? Buna evet diyenlerin çıkacağını pek sanmıyorum. Bir keşmekeş, bir curcuna, bir üslupsuzluk ve üstüne üstlük güvensizlik halkı bezdirmiş durumda... Oysa, 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti unvanını alacak olan medeniyet ve kültür beşiği İstanbul'un bu dertlerden kurtulması için yerel yöneticilerle birlikte sorumluluk duyan kişi ve kurumlarca çareler düşünülmesi gerekiyor. İstanbul'un son kırk yıldır farklı alanlarına yansıyan yaşam kültüründeki değişimini anlamaya çalışmak ve sorunlu alanları irdelemek amacıyla düzenlenen İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV)'nın 9-11 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirdiği İstanbul'da Yaşam Kültürü Sempozyumu bu hususta çok önemli bir adım teşkil ediyor. Devamlılık gösterirse olumlu sonuçlar elde edileceğine inanıyorum. İKSV'nın Yönetim Kurulu Başkanı Şakir Eczacıbaşı, sempozyumun açılış konuşmasında halkın içinde yaşadığı şehre karşı ilgisizliğini şu sözlerle dile getirdi: "İstanbul'daki yaşamın gerçekleri konusunda pek az şey bilmemiz, günlük uğraşılarımızdan ötürü evimizin, iş yerimizin, alışveriş yaptığımız merkezlerin bulunduğu yörelerin pek dışına çıkmamamızdan ileri geliyor. Kaçımız son yıllarda Sinan'ın önde gelen yapıtlarından Mihrimah Camii'ne, dünyanın en önemli müzelerinden olan Arkeoloji Müzesi'ne, Bakırcılar Çarşısı'na, Rami'ye, Kocamustafapaşa'ya, hatta Çamlıca'ya gitmiştir." İyi de canım efendim, bırakın sıradan halkı, kültür meraklıları bile trafik keşmekeşi ve güvensizlik sebebiyle sokağa çıkmaktan korkarken görgü ve bilinçlenme nasıl yaygınlaşacak? Yerel yönetimin her şeyden önce bu ulaşım ve güvenlik sorununu halletmesi gerekiyor. Gerçi Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve ekibi bu sorunları çözmek için var güçleriyle çalışıyorlar ama baştan beri o kadar plansız, programsız davranılmış ki, bu kördüğüm bir türlü çözülemiyor. Halka açık olan, ancak halktan pek az kişinin katıldığı sempozyumda sorunlar; Kent ve Yaşam, Göç ve Kültür, Dil, Eğitim ve Gençlik, Medya, Sanat Etkinlikleri, Müzik, Mutfak Kültürü, Tarihsel Miras ve Müzecilik, Finans ana başlıkları altında görüşülüp tartışıldı. Tabii, arzu edilen sağlıklı neticeyi almak kısa sürede mümkün değil. Uzun yıllar sürecek kararlılık ve çalışma istiyor. Medyanın da ciddi biçimde buna destek vermesi gerekiyor En önemli husus; sayın Topbaş'ın da açılış konuşmasında belirttiği gibi bu coğrafyada ve bu coğrafya içinde doğmuş rafine yaşam kültürünü halka kazandırmak ve halkı bilinçlendirerek bu yönde onları da çalışmalara ortak etmek... Sempozyumda en ilgilendiğim konulardan biri Türkçe idi. İstanbul, küreselleşmenin de etkisiyle yaygınlaşan yabancı kelimelerle dolu tabelalarla dolup taşıyor. Bu konuda esnaf sorumsuz ve bilinçsiz. Konuşmalarda, kitle iletişim araçlarının dilinde tahammül sınırını aşan özensizliklerle karşı karşıyayız. Önce Türkçe'ye sahip çıkarak yaygın bir dil bilinci oluşturalım derim. Çünkü gelişmiş, zenginleşmiş bir dil, bugünümüzü anlamlı kılacak; kültür ve sanat etkinliklerimizi yarınlara taşıyacak en önemli araçtır.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.