İstanbul'da yaşamak gittikçe zorlaşıyor

A -
A +

Eylül sonlarında Antalya'da bulunduğum süre içinde gazete köşelerinde trafikten yakınan yazıları okudukça, kendi kendime: "Durun bakalım daha kış gelmedi. Asıl yağmurlu, karlı havalarda görün siz İstanbul trafiğini" diye söyleniyordum. İstanbul'a geldiğimde fark ettim trafiğin içinden çıkılmaz bir hal aldığını. Artık yalnız ana caddelerde değil, yan caddelerde bile ilerlemek mümkün değil. Bu yüzden sanat etkinliklerini, toplantıları bile doğru dürüst takip edemez oldum. Aslında bir İstanbul aşığı olan; "İstanbul gibisi var mı? İstanbul'da yaşamak başlıbaşına bir keyif ve ayrıcalık" diyen ablam bile yılmış durumda. Zaman zaman: "Sonbaharı Antalya'da mı geçirsek?" diye söylenip duruyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, başkanlık seçimleri arefesinde: "İstanbul'u bir dünya markası yapacağım!" diye söz vermişti. Son zamanlarda köşe yazarları tarafından sıklıkla eleştirilen başkanın moralini bozmak istemiyorum ama doğrusu kendisine sormadan da geçemiyorum. Bir yerden bir yere gitmenin ezaya, cefaya dönüştüğü; kapkaççıların, tinercilerin yol kestiği, galericilerin yolları işgal ettiği, karşılıklı sevginin, saygının olmadığı, çarpık yapılaşmanın sürüp gittiği, yerlilerinin kaçacak yer aradığı kaldırımları çarpık çurpuk bu devasa kent, bu haliyle nasıl dünya markası olabilir? Eski başkan Ali Müfit Gürtuna, İstanbul'un sorunlarını İstanbul halkıyla birlikte çözme gayesiyle "Kentim İstanbul" adı altında kapsamlı bir proje başlatmıştı. Sayın Topbaş, başkan olunca, bu projeyi rafa kaldırmadan önce inceleme zahmetinde bulundu mu? Kadın meclislerinde hanımlar birbirlerine İstanbul cadde ve sokaklarında yaşadıkları taciz ve çarpma olaylarını dehşet içinde birbirlerine anlatıp durmaktalar. Kadınlarının korumasız ve güvensizlik içinde olduğu bir şehir medeni olabilir mi? Sorular uzar gider. Ama cevaplar gelir mi? Gelse bile bu hal-i pür melal içinde bizleri tatmin eder mi, bilemem. ??? Geçenlerde, Şişli'de yeni açılan Cevahir alışveriş merkezine yolum düştü. Şehrin orta göbeğinde o ne kocaman yapı öyle!.. İnsanı ürkütüyor, eziyor. Daha gezmeden yoruluyorsunuz. Söylediklerine göre ancak sekiz saatte gezebiliyormuşsunuz. Gerisini siz düşünün artık! Olayın bir de arka boyutu var. Buraya gelen insanların oluşturduğu kalabalık, akıl almaz bir araba yığını, düğümken kördüğüm olan trafik, kamçılanan tüketim iştahının sebep olacağı sosyal yaralar... Bunları dile getirmeğe kalktığınızda, "Efendim, ekonomik kalkınma..." diye lafı ağzınıza tıkıyorlar. Nitekim, Levent'te yapılması planlanan 300 metrelik gökdelen tartışmalarıyla ilgili olarak İstanbul Ticaret Odası Başkanı Murat Yalçıntaş, olaya sadece ekonomik açıdan bakıp şöyle diyor: "İstanbul'un Dubai, New York ya da Londra gibi ticaret ve finans merkezi olması önemli. İstanbul'un Dubai'ye benzemesi gerekmiyor ama dünyada ticaret ve finans denilince ilk 5 kent arasına girmeli. Artık ülkeler değil, kentler yarışıyor." Aslında kentin estetiği, tarihi ve kültürel dokuyu koruyarak sağlıklı yapılanma, kent içinde sağlıklı ve huzurlu yaşama, alınan kararlarda halkın desteğini alma esas kaygı olmadığı için de İstanbul'da yaşamak gittikçe zorlaşıyor. Bu yazıyı noktaladıktan sonra elektronik postalarıma baktım. Tüketiciler Birliğinin çıldırtan trafik yüzünden İstanbul Büyükşehir Belediyesini mahkemeye vermeye hazırlandığıyla ilgili bir habere rastladım. İyi mi?

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.