Kadın Şûrası

A -
A +

Geçtiğimiz cumartesi günü hem bir tiyatroya, hem de AK Parti İstanbul İl Kadın Kollarının IV. Kadın Şûrası'na davetliydim. Saatler çakışıyordu. Hemcinslerimin arasında olup onları dinlemeyi tercih ederek Şûra'ya gitmeye karar verdim. Hazırlanmaya başladığım sırada komşum sabah kahvesine geldi. Haliyle geç kaldım. Hem protokol konuşmalarını hem de 1. Oturumu kaçırdım. Salona girdiğimde oturum başkanı AK Parti İstanbul Milletvekili Zeynep Karahan, birkaç cümlelik değerlendirme konuşmasını yapıyordu. Ancak algılayabildiğim tek cümle; kadınların çağımıza damgalarını vurmasıyla ilgili hüküm cümlesiydi... Karahan hangi kıstaslara dayanarak bu hükme vardı bilmiyorum. Takıldım kaldım. Esasen zulme ve şiddete bulanmış dünyanın genel görünümünde gözü yaşlı anaların, eşlerin, bacıların trajik tabloları çağa damgasını vuruyordu. Herhangi bir örgütlenmeden uzak, bölük pörçük isyan eden kadınların çığlıkları, zamanın Neronlarının mazlumların topraklarını ateşe verişlerine, silah tüccarlarının azgın kazanç ihtiraslarına; demokrasinin, özgürlüklerin, hak ve hukukun çiğnenmesine; açlık ve sefaletin büyümesine engel olamıyordu. Hâsılı kadının, dünya siyasetinde etkin bir rolü bulunmuyordu. Ülkemizdeki tabloya bakacak olursak; burada da umut vaat edici bir gelişme görülmüyordu. Yönetimde, karar mekanizmalarında kadın sayısı parmakla gösterilecek kadar azdı. Siyasete atılımda, şartlar gereği "pozitif ayrımcılık" gibi bir destek sağlanmadığı gibi kadının da dikenlerle kaplı siyaset yoluna girme hevesi yoktu. Tarihî süreç içinde iktidarı tırnaklarıyla ele geçiren erkeklerin iktidarı bir saatten sonra kadınlarla paylaşma düşünceleri de bulunmuyordu. Kadınlara destek veren birkaç cılız ses çıkıyordu, o kadar!.. Kadın'ı ancak bir meta gibi magazin malzemesi yapmaktan bir türlü vazgeçmeyen medyanın da ciddi bir sorumluluk duymadığı aşikârdı. Yuvayı mamur kılan dişi kuş, ülke geleceğini belirlemede etkin bir rol almaya yanaşmıyordu. Bağımsız bir örgütlenme yoktu. Kimilerinin katıldığı vesayet altındaki sivil toplum örgütleri ev dışında boş zamanlarını değerlendirme gayretinden öteye geçemiyordu. Ev kadınlarının çoğu televizyonların sulu sepken programlarına kilitlenmiş durumdaydılar. Gençlik derseniz, medya işgüzarlığıyla şarkıcılık ve dansözlük hevesleri içinde yarışmalara yöneltilmişlerdi. Popüler gazetelerin magazin sayfalarına konuşlandırılan genç hanım yazarcıklar kadını küçülten abuk sabuk yazılar yazmakla meşgullerdi. Siyasete gelince, bir bakan, pek fazla etkinliği olmayan birkaç kadın milletvekili ile yetiniliyordu. İş ve bilim alanında başarılı olmaya çalışan kadınlar vardı ama Güler Sabancı ve Aydın Doğan'ın kızları dışındakilerden pek haber verilmiyordu. Hâsılı, kanaatimce Zeynep Karahan'ın dediği gibi görünürde kadınların çağa damgasını vuracaklarına dair pek iç açıcı ve umutlandırıcı gelişme yoktu. Ama yine de kadınları bilinçlendirmek, sivil toplum örgütlerinde etkin rol almalarını sağlamak için güzel ve etkileyici konuşmalar yapan AK Parti MYK üyesi Edibe Sözen'i, Uçan Süpürge'den Halime Güner'i, Mazlumder'den Mustafa Ercan'ı, Türkiye İş Kadınları Derneği Başkanı Nilüfer Bulut'u, KADER temsilcisi Meryem Koray'ı ilgiyle dinledim. Az da olsa belki yarınlarda her şey kadınların istediği şekilde umut verici olabilir diye düşündüm. Hani bir gün belki olağanüstü güçlerinin farkına varan dişi kuşlar, dayanışma havası içinde şöyle bir silkinip doğrulurlar da el birliğiyle dünyayı bütün kirlerden arıtırlar; çehresini değiştirirler; bu yaşlı gezegeni daha yaşanılır bir hale getirirler. Bu düşünce ve temenni ile dışarı çıktığımda soğuk hava bir tokat gibi çarptı yüzüme. Kocakarı soğukları, İstanbul'un bir süredir süren yalancı baharını esir almıştı...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.