Genel olarak kadınların sezgi ve analiz yapma yeteneklerinin güçlü olduğuna; kadın duyarlılığının varlığına inanıyorum ama bu, beni kadın yazarlar, erkek yazarlar diye meslekte cins ayrımı yapmağa götürmüyor. Dolayısıyla, bir gazete yöneticisinin, boşanma kararının akabinde, medyanın üzerine üzerine gittiği manken ve dizi oyuncusu Pınar Altuğ'u kadın yazarların savunmadığı tesbitinden hareketle; "kadın yazarlar erkekleşiyor mu?" diye sorgulamaya girişmesini yadırgadım. Kaldı ki, söz konusu yöneticinin bağlı bulunduğu yayın grubuna ait gazetelerin köşelerine oturmuş genç kadın yazarların çoğu kadınca zaaflarını itiraf etmekten, yaşadıkları aşk ilişkilerini en ince detaylarına kadar anlatmaktan, bazı aktüel olaylarda feminist savunuşlardan geri kalmıyorlar. Yani fazlasıyla kadınca yazıyorlar. Pınar Altuğ olayıyla anında ilgilenilmediyse bu bir tesadüftür, eldeki diğer konuların kendilerince daha fazla önem arzetmesindendir. Hem efendim, medyadaki ayak çelme oyunlarına, sansasyon merakına, reklam cinliklerine kimin aklı eriyor ki fikir yürütsün, apar topar ciddi ciddi konu olarak işlesin? Tabii bu, benim kişisel görüşüm. Kadın yazarları savunmak gibi bir amaç da söz konusu değil. Zaten onların da böyle bir savunmaya ihtiyaçları yok. Ayrıca, hangi sebeple olursa olsun kadın yazar, erkek yazar tabirlerini kullanmak da hiç hoşuma gitmiyor. Günümüzde her an değişen toplumsal dinamiklere paralel olarak kavramlar da değişiyor. Yazarlık da bu değişimden nasibini alıyor. Bir ömür boyu okuma ve araştırmaya dayalı ciddi bir çalışma, birikim, kültürlenme ve dil hakimiyeti gerektiren yazarlık mesleği, giderek her aklına gelenin heveslendiği bir hobiye dönüşüyor. Modernitenin uçlarında keyfi, uçuk, absürd ve deli dolu hayat tarzları haliyle buna uygun yazma stilini de beraberinde getiriyor. Bir gecede profesör olma gibi garipliklerin yaşandığı, çoğunluğun ikiyüzelli kelimeyle hayatını sürdürdüğü ülkemizde vizyon değiştirmek isteyen mankenler, fırsat yakalayan şarkıcılar, canları sıkılan; değişik bir meşgale arayan zenginler ani bir kararla gazete köşelerine yazar olarak yerleşiyorlar. Üslup kaygısı gütmeden çala kalem yazmaya başlıyorlar. Magazinle yatıp magazinle kalkan gençlerden, BBG gibi programların sıkı takipçileri olan okuyucu kitlesinden ilgi de görüyorlar. Zengin birikim ve kültür, analiz ve sentez yeteneği, metodlu yaklaşım, ülke ve dünya sorunlarına vakıf olmak, ustalıklı dil kullanımı, kelime zenginliği, derin bakış açıları, tefekkür... Onlar da ne efendim? Artık ne alıcıları var, ne satıcıları. Diyeceğim, erkek yazar, kadın yazar diye bir ayırıma gitmeden, ne olacak Pınar Altuğ'un hali diye üzüm üzüm üzülmeden önce üzerinde duracağımız konu; yazarlık... Ciddi ciddi yazarlık mesleği... Var mı, yok mu? Esas tartışılması gereken bu...