Afyon İl Örgütüyle aralarında çıkan ihtilaf yüzünden partisinden istifa eden Reyhan Balandı'nın basında çıkan şöyle bir beyanatına rastladım: "Yaşadığım olaylar mensubu olduğum partinin kadına bakış açısına çok güzel bir örnek. İstendiğinde konuşacaksın ya da görüneceksin. Onun dışında yoksun. Yani dekor muamelesi." İyi de efendim, kadının hal-i pür melali iktidar partisinde böyle de, başka partilerde farklı mı? Biz, bir süre önce sayıları pek az olan milletvekili kadınların mecliste pek varlık gösteremediklerini; ancak uzaktan bakıldığında konu mankenleri gibi bir görünüm arz ettiklerini yazmıştık. Yazmıştık da ardından epey itiraza maruz kalmıştık. Yine de altını çizerek yazıyoruz; Türkiye'nin okumuş, donanımlı ve aydın kadınları yalnız siyasetten değil, yönetimin hemen hemen her alanından yavaş yavaş el ayak çekiyorlar, görünmez oluyorlar. Çekilmez bir durum tabii. Dikkat ederseniz kadınlar ancak ya medyanın magazin programlarında seviyeli birliktelikler ortamında, magazin sayfalarının uçuk kaçık köşelerinde boy gösteriyorlar, ya da yabancı formatlı abuk sabuk TV programlarında cadı kaynanalar, koca arayan modern taş bebekler şeklinde sergileniyorlar. Veya bazı popüler gazetelerin ön ve arka sayfalarında yarı çıplak fotoğraflarla karşımıza çıkıyorlar. Öte yandan bir garip ayrışma; yine TV kanallarında gündüz vakitlerinde sazlı sözlü kadın kadına eğlence programları, ardından dert dökme seansları; akşamları ağırlıklı olarak erkek erkeğe tartışmalar, muhabbetler... Yakın geçmişteki belediye başkan adaylarını belirleme sırasında görüştüğüm Adalet ve Kalkınma Partisi İstanbul İl Örgütü Başkanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu'na neden kadın adaylara rağbet göstermediklerini sormuştum. O da; "Biz istiyoruz; hatta destekliyoruz ama kendilerinden bir talep gelmiyor. İşin garibi kadınlar da kadın başkan istemiyorlar" demişti. Haklıydı. O sıralar genel manzaraya bakıldığında kadınlar siyasete atılma konusunda hiç de hevesli ve istekli değildiler. Dünyanın hemen hemen her yerinde olduğu gibi erkekler iktidarı kolay kolay kadınlarla paylaşmak istemiyorlar. İktidara giden yolları adeta dikenli tellerle kaplıyorlar; zorlandıklarında tartışma ortamlarını kavga ortamlarına dönüştürüyorlar. Sözüm ona çağdaş ve ilerici bir parti olduğunu savunan Cumhuriyet Halk Partisi'nin son kurultayını hatırlayınız. Sağduyunun iflas ettiği; küfür ve tehditlerin sorumsuzca savrulduğu, iskemlelerin havada uçtuğu böyle bir ortamda hangi kadın siyasete atılmak cesaretini gösterebilir? Merkezi kendi dışında olan, ancak birilerini mutlu ettiği zaman mutlu olan kadının yapıcı, düzenleyici kişiliğinden, olaylara derinliğe nüfuz etme yeteneğinden, şefkat ve merhamet taşıyan yüreğinden yoksun olarak hazırlanan kanunlar, toplumun ihtiyaçlarını tam olarak karşılayabilir mi? Zaman, sağlıklı bir toplumu oluşturmak için erkeğin de kadının da omuz omuza harbi bir mücadele vermesi gerektiği zorlu bir zaman oysa...