Geçen yazılarımdan birinde kadınların giderek siyasetten el ayak çektiklerini, halen milletvekili olanların ise suya sabuna dokunur atılımlar yapamadıklarını; dolayısıyla siyasette ağırlıklı bir varlık gösteremediklerini yazmıştım. O zamandan bu zamana hiçbir kıpırdanma olmadı. Sevgili milletvekili hanımlarımız meclis koltuklarında hâlâ konu mankenleri gibi görüntü vermekte devam ediyorlar. Ne bir atılım rüzgarı estiriyorlar, ne de toplumun önünü açacak parlak projeler üretiyorlar! Bir şeyler yapanlar varsa bile kusura bakmasınlar ama kamuya yansıtamıyorlar. Ülkenin genel sorunlarından vazgeçtik; çığ gibi büyüyen kadın sorunları karşısında onların ne yaptıklarını bir yana bırakalım, ne düşündüklerini bile bilmiyoruz. Malumunuz olduğu üzere DSİ, kuruma mühendis alımı için verdiği ilanda adayların erkek olmalarını şart koşmuş, öte yandan TMO da eksper ve muhasebe elemanı alımında erkek olma şartını arıyormuş. Söylendiğine göre TEDAŞ da uzun zamandır taşra teşkilatında kadın mühendis istihdamından kaçınıyormuş! Demek ki kadınlar yalnız siyasetten değil, çalışma hayatından da yavaş yavaş el çekiyor (daha doğrusu çektiriliyor). Basında bununla ilgili eleştiri yazıları çıkıyor, çeşitli platformlarda tartışmalar gittikçe büyüyor. Kadın milletvekillerinden bir ses beklerken Mithat Bereket'in NTV'de iki kadın milletvekiliyle bu konuyu tartıştığı Anahtar programının sonunu yakalayabildim. AKP'den Zeynep Karahan Uslu, uygulama ve atamalarda cins ayrımcılığı yapılmadığını savunurken, CHP'den Bihlun Tamazlıgil AKP hükümetinin kadrolaşma ardından atamalarda cins ayrımcılığı yaparak kadın haklarını ihlal ettiğini belirtti. Duyarlı ve medeni bir insan olduğuna inandığım DSİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu'ya gelince; bakınız nasıl bir özür beyan ediyor: "Hanımlar narindir, zariftir. Biz erkekler daha kaba sabayız, daha dayanıklıyız." Özrü samimi buluyorum ama haklı bulmuyorum. Bu, her şeyden önce Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı. Üstelik kadınlar şimdiye kadar erkek işi denilen bir sürü işe el atmışlar ve başarılı da olmuşlar. Bugün bazılarınca dar bir zihniyetle çıtkırıldım bir varlık olarak algılanan kadının, en zor şartlarda ne kadar dayanıklı, fedakar ve güçlü bir varlık olduğunu Kurtuluş Savaşı sırasında, karda kışta cepheye cephane taşıyan Türk Kadınları ispat etmemiş midir? Üstelik, cefakar ve vefakar Anadolu kadını dünyanın en ağır işçisi değil midir? Belalı bir coğrafyada bulunan, çeşitli sorunlar, tehlikeler, ihanetler ve fesatlıklarla çevrili ülkemiz bugün de Kurtuluş Savaşı günlerine benzer zor günler yaşıyor. Tıpkı Kurtuluş Savaşı'nda olduğu gibi erkeğiyle kadınıyla omuz omuza vererek bu ağır ve hayati sorunları aşmamız gerekiyor. Kadının yapıcı ve birleştirici gücüne her zamankinden fazla ihtiyaç var. Bu arada magazin medyasına da birkaç sözüm olacak; lütfen biraz sorumlu davranın. Reyting uğruna kadın, medyada alınır satılır bir meta gibi gösterildikçe birileri de onları eve hapsetmeyi planlar!