Son günlerde Petrol Ofisi'nin "değişim" teması üzerine kurulu iki reklamı ilgimi çekiyor. Birincisi, futbolculara değişim üzerine taktik veren antrenör reklamı. Burada antrenör, çok asabi ve abartılı. Bence şiddet öğesi de içeriyor. Bu yüzden hiç hoşuma gitmiyor. Diğeri, duraklara asılı posterlerde toplumun her kesiminden alınmış portrelerin altında yazılı "Kafalar değişirse her şey değişir" yazılı reklam. İlgi çekici ve düşündürücü. Toplumda günün ihtiyaçlarına cevap veren köklü bir değişim arzulanıyorsa elbette önce kafaların değişmesi gerekir. Ama kolay mı? "Elektrikler söndü çalışamadım" programıyla yüklü olan; "Hayat anlamsız ve zor", "İş bulmak imkansız?", "İnsanlar kötü", "Kimse beni sevmiyor", "Başım ağrıyor", "Ben kolay kolay affetmem", "Herkes beni sömürüyor", gibi sürekli olarak negatif düşünce üretimlerini, "Ancak devlet kapısına kapağı atarsam geleceğimi garantilemiş olurum", "Benim kaprislerimi çekecek insanı bulursam evlenirim", "Dostluk diye bir şey yoktur", "Büyüklerimiz her şeyi bizden daha iyi düşünürler" gibi şartlanmaları temel edinmiş kafaları değiştirmek büyük bir gayret ve özveri isteyen bir eğitim işi. Yaşam boyu edinilen bilgilerin sistemli bir şekilde tekrar gözden geçirilmesi kaçınılmaz. Her şeyden önce "değişme"ye bizzat talip olmak gerekir. Şöyle bir çevrenize bakın, etraf kendisinden ve içinde bulunduğu şartlardan şikayet eden insanlarla dolu. Herkes, kendi dışında herkesi eleştiriyor, suçluyor. Herkes, karşısındakini değiştirmeye çalışıyor. Dolayısıyla kırgınlıklar, tatsızlıklar ve mutsuzluklar diz boyu. İletişim araçlarının onca gelişimine rağmen insan gerçek manada insana ulaşamıyor. Her gün biraz daha büyüyen sevgisizlik çölünde umut çiçekleri yeşermiyor. Oysa, yaşadığımız çağın ve istesek de istemesek de içine girdiğimiz küreselleşme sürecinin şartları, insanı ve giderek toplumu değişime zorluyor. Kimi bunun idrakinde; değişim üzerinde en azından düşünüyor, bu yolda samimi bir çabanın içine giriyor. Kimi (ki bunlar, çoğunluğu oluşturuyor) eski tas eski hamam anlayışıyla her şeyden habersiz, her şeye ilgisiz bir tutum içinde, kendini gözden geçirme ve yenilenme ihtiyacı duymadan bir günü diğerine eş geçiriyor; bu sorumsuz haliyle toplumsal değişimin de önünü tıkıyor. Yirmi yıl dünya ile ilişkilerini keserek içine kapanan İran bile bugün kabuğunu kırma çabası içine girmiş durumda. Özellikle gençlerin estirdikleri değişim rüzgarları ve buna bağlı olarak reform talepleri Hatemi'nin bir kere daha seçimiyle yakın zamanda İran'da çok şeyi değiştireceğe benziyor.