Türkiye'den Almanya'ya işçi göçünün henüz yeni başladığı yıllarda Almanya'da çalışan bir yakınım, bana oradaki sosyal düzenden, insana verilen değerden, hastalandığında hastanede kendisine gösterilen ihtimamdan öylesine sitayişle bahsetti ki gözlerim dolarak dinledim. Tabii ki bu hassasiyet kendi ülkemde sıradan insanların her alanda olduğu gibi sağlık alanında da çektiği çileyi hatırlamaktan kaynaklanıyordu. Biliyorsunuz, bizde hastalanmak büyük bir korku, hastane kapılarına düşmek kâbustur. İstenildiği kadar sağlık reformu yapılsın, bu kâbus giderilemiyor. Okuyucularım geçtiğimiz yıl bir üniversite hastanesinde çektiğim sıkıntılarla ilgili yazımı hatırlayacaklardır. Bu yıl da kardeşimin rahatsızlığı sebebiyle ağustosun en sıcak günlerini yine bir üniversite hastanesinde geçirmek zorunda kaldım. Özel serviste olduğumuz için geçen yılki temizlik ve personel sorunu yaşamadım. Doktorlar ilgili, hemşireler görevlerini canla başla yapmaktaydılar. Ama hastane kapısından girer girmez, ürküyorsunuz. Bir kalabalık, bir izdiham... Sanki ülkede herkes hasta... Servislerde insan yığınlarından geçilmiyor. Her zamanki bürokratik işlemler hastaları da, yakınlarını da perişan ediyor. Bu arada ben de hayatım boyu unutamayacağım bir olay yaşadım. Hastama kan vermek gerekti. Servisten elime tutuşturulan evrakla hastanenin kan merkezine yolladılar. İhtiyaç duyduğumuz AB Rh (pozitif) kan ünitesi hazırdı ama mutlaka bir donör bulmanız gerek dediler. İlk defa duyuyordum bu donör (söylendiği gibi yazıyorum) kelimesini. Anlamını sordum. Kan bağışı yapan kişiye deniyormuş. Yani, kanı alabilmem için aynı kan grubunda olan bir vericiyi o anda bulmam gerekiyormuş. Akıl var, izan var. O anda nerden bulabilirdim? Siz kanı verin, sonra araştırır, bulurum dedim. Olmaz dediler. Birkaç ahbabıma telefon ettim. Başka grupta kan bağışlayıcılar buldular. Onları teklif ettim. İlla aynı gruptan kan olacakmış. Kimseye dert anlatmak mümkün değildi. Sıradan bir vatandaşsan bu ülkede anlamsız "olmaz"ları, "yasak"ları aşmanız mümkün değildir, malumunuz... Peki, bir çözüm, bir hal çaresi yok mu diye danıştığım bir kişi, kan merkezinin bulunduğu yerde belki para karşılığında bağış yapacak birilerini bulursun dedi. Kalabalığın içine daldım. Çaresizlik içinde sorup durdum; "Aranızda bağış yapabilecek AB Rh pozitif kan grubunda olan var mı?" Kimse çıkmadı. Tıp mensubu olarak 39 yıl hizmet vermiş hastam da telefonla dekanlık sekreterine bir kolaylık sağlanması için ricada bulundu. Yine de netice alamadık. Türkiye Gazetesinin kültür-sanat sayfası yönetmeni Tuncay Önür ve Sadık Gökçe arkadaşlarım sıkıntımı duyar duymaz, koşup ihtiyacımız olan kan bağışını yaptılar. Kendilerine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Hastam halen hayat mücadelesi veriyor. Ben yaralı yüreğimle daldığım bir iki saatlik uykularım sırasında hâlâ o kan arama macerasını yaşıyorum. Sosyal düzenin çıkmazlarında çaresiz kalakalan nice sahipsizleri düşünüp üzülüyorum.