İstanbul Büyükşehir Belediyesi "Kentim İstanbul" adı altında çok önemli, hayırlı ve geniş kapsamlı bir proje başlattı. Geçtiğimiz Pazartesi akşamı Lütfi Kırdar salonunda yapılan tanıtım toplantısında Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna, yaptığı veciz konuşmada ana amaçlarının İstanbul'da yaşayan kentli olma ve kente sahip çıkma bilincinin kazandırılması olduğunu vurgulayarak başlattıkları kampanyanın üzerine oturtulduğu temelleri; kentin tarihi ve kültürel değerlerinin farkına varmak, kentin fiziksel, kültürel ve sosyal dönüşümünü gerçekleştirmek, kente aidiyet hissederek kendi sahiplenip korumak olarak sıraladı. Mevcut sorunlara çok geniş açıdan bakarak, sağlam tesbitler yapılarak hazırlanan "Kentim İstanbul" kitapçığında herkese ve her kesime nasıl ulaşılacağı konusunda ayrıntılı bilgiler verilmiş. Buna göre halka kentli davranış ve kentliye davranış seminerleri verilecek, tarihi süreç içinden günümüze İstanbul'un anlamı ve modern zamanların kent sorunlarının tartışılacağı bir kongre düzenlenecek, ilçelerde kent konferansları verilecek, sivil toplum kuruluşlarının projeye katkısı sağlanacak, İstanbul Kültür ve Sanat Fuarı tertiplenecek, muhtarlar, eski esnaflar, eski İstanbullular buluşması yapılacak, taksi ve minibüs şoförleri kentte kamusal görev yapma sorumlulukları konusunda eğitilecek, deprem bilinci seminerleri, çocuk hakları paneli, İstanbul gezileri düzenlenecek vs... Bütün bunlar çok yerinde düşünülmüş (benim de özellikle takip edeceğim, yazılarımla destek vereceğim) güzel işler. İstanbul'un sorunları çok karmaşık. Aslında bunlara, Gürtuna'nın konuşmasında da, kitapçıklarda da değinilmiş. Ancak, çok önemli olan (nerdeyse ana sorun diyebileceğim) bir husus satır aralarında ezilip kalmış. Sevgisizlik. Adaletsizliğin, dışlanmışlığın, cehaletin, güvensizliğin, işsizliğin, gelir dağılımındaki dengesizliğin, içi boşaltılmışlığın, iç ve dış tahriklerin, medyanın yanlış kullanımının, her fırsatta ayrışmaların, kör bencilliklerin üst üste binerek oluşturduğu bu sevgisizlik engelini aşmak çok zor. Aslında bu, bugünkü Türk toplumunun genel psikolojik sorunu... Oysa, bizim kültürümüz insanı ve insan sevgisini baş tacı eder. 'Sevgi'ye zemin hazırlamanın temel felsefesini: "Sen sana ne sanırsan ayruğa da onu san" dizesiyle dile getiren sevgili Yunus'umuz: "Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz" derken ne kadar anlamlı ve çarpıcı bir uyarıda bulunur. Aşk gelince cümle dertlerin biteceğini söyler bir başka şairimiz. Bu hükme katılmamak mümkün mü? Aşkı bir bulsak, birbirimizi sevmesini bir öğrenebilsek, yüreklerimizin kireçlerini sevginin sınırsız gücüyle bir sökebilsek işlerimiz ne kadar kolaylaşır, bilir misiniz? Bu hayırlı kampanyaya ben neler katabilirim, yüreğimdeki sevgi kıvılcımlarını nasıl aktarabilirim diye düşünmeli herkes. İçimizdeki öfkelerden televizyonun abuk sabuk magazin programlarını seyrederek değil, çevremizdeki güzellikleri görerek, yaşayarak kurtulabiliriz. Kentim İstanbul kampanyası yaşadığımız şehirde mutlu olmamız için tasarlanmış bir kampanya. Bizlerin desteği olmadan başarıya ulaşamaz. Ha gayret İstanbullular, verin ellerinizi; kenetlenelim! Önce birbirimize gülümseyelim. Bakınız şair ne diyor; "Gülmek yaklaşımdır bir öbür kişiye, İki kişiyi bir anda döndürür bir kişiye!"