Geçtiğimiz günlerde yayınlanan "Kentim İstanbul" isimli yazımla ilgili olarak Anadolu'dan birkaç yıl önce göç etmiş bir okuyucum telefon etti. Hayat mücadelesinin zorluklarından, insanların insanlara kapalı olduğundan şikayetle "Sevmekten bahsediyorsunuz ama karmaşadan başka bir şeyini doğru dürüst göremediğimiz bu şehri, dışardan gelenleri dışlayan, oturdukları siteleri kalın duvarlarla çevreleyen insanlarını nasıl seveceğiz? Sevginin karşılıklı olması gerekmiyor mu?" diye sordu. Okuyucumun ruh halini anlıyorum ve çoğunluğun bu ruh hali içinde olduğunu sanıyorum. Mevcut durumdan ne dışardan gelenler, ne de şehrin yerlileri memnun. Kimi öfke yumağına dönüşüyor, kimi de kaçıyor. İstanbul'da yaşamak, İstanbul'u sevmek başlıbaşına bir sorun oluyor.. "Kentim İstanbul" projesi de bu soruna sağlam ve kalıcı çözümler bulmak için geliştirilen, fikir bazında etraflıca düşünülen bir proje. Ama biz İstanbul'da yaşayanların katkısı olmadan başarıya ulaşması mümkün değil. Oysa bu tarihi kentin (eski zamanda olduğu gibi) mutlaka yaşanılır bir yer haline gelmesi; içinde yaşayanlarca benimsenmesi gerekiyor. Bu projeyle tanışmadan önce, ben de temelli değilse bile zaman zaman Anadolu gezilerine çıkıp soluk alarak İstanbul'da yaşamaya katlanıyor, bir şeyler yapmak konusunda kimsenin kılını kıpırdatmadığını sanarak kederleniyordum. Oysa farkettim ki birileri düşünüyor... Üstelik çok şey yapmak için çırpınıyor. Ben de sorumluluk payım olduğu bilinciyle bu projeyi desteklemeğe, karınca kararınca gayretimle katkı sağlamağa kararlıyım. Geçen yazımda da değindiğim gibi sorunun kilit noktası sevgisizlik. Zaten okuyucumun da birinci şikayeti bu... Bu sevgisizliği el birliği ile aşmağa çalışacağız. Başka çaremiz yok. Bu projeyi yürütenler ana gündem maddesi olarak bu konu üzerinde yoğunlaşmalılar ve pratik çareler üretmeliler diye düşünüyorum. Sevgi, durduğumuz yerde üremiyor. Özveri ve emek gerektiriyor. Biri'nin öteki'ne yaklaşması; onu tanıması, anlaması sevgiye ve hoşgörüye temel hazırlaması bakımından çok önemli. "İyi de, ilk etapta ne yapmalı?" gibi bir soru akla gelebilir. Mesela ilk etapta bütün ilçelerin belediye başkanları işi kolaylaştırmak adına, bulundukları yeri her yönüyle tanıtan, insanları birbirine yaklaştırıcı esprileri bünyesinde taşıyan tanıtım ve kültür gezileri düzenleyebilirler. Mahalle teşkilatları, sakinleri arasında karşılıklı sevgiyi, saygıyı ve güveni sağlayacak biçimde yeniden gözden geçirilebilir. Bu, aslında kaybedilmiş bir kültürün yeniden kazanılmağa çalışılmasıyla ilgili zor bir iş... Ama gönül verdikten sonra neden olmasın? Ne demiştik? "Sevgi, emektir." ..... Not: Üsküdar Belediyesi 23-25 Mayıs tarihleri arasında Üsküdar'ı her yönüyle ele alan çok ilgi çekici bir sempozyum düzenledi. Belediye Başkanını ve emeği geçenleri kutluyor, başarılarının diğer belediyelere örnek olmasını diliyorum.