Çocukluğumda doktor olmak isterdim. Bunda sık sık sağlık şikayetleri olan annemin etkisi büyüktü. Gittiğimiz doktorlar genelde asık yüzlü, konuşmayan, hastalığı kendine sır gibi saklayan, ancak tepeden bakan tavırlarla reçete yazan insanlardı. Doktor dendiğinde kaçacak delik aramam onların bende böylesine olumsuz ve ürkütücü bir imaj bırakmasındandı. Nüfusun ve sağlık sorunlarının kat kat arttığı günümüz Türkiyesinde insanlar, yine doktorların kendilerine yakınlık göstermeyişlerinden, üstünkörü muayene edildiklerinden ve hastalıkları hakkında kendilerini bilgilendirmeyişlerinden yakınıyorlar. Sağlık kesimindekiler kendilerini savunurken buna sebep olarak doktor başına düşen hasta sayısının kapasitenin çok üstünde oluşunu gösteriyorlar. Büyük ölçüde haklılar. Gerçekten sağlık kuruluşlarındaki ağır koşullar altında çalışan doktorların başlarını kaşıyacak vakitleri yok. Oysa, 1998 yılında kabul edilen Hasta Hakları yönetmeliğinde ne diyor, bakalım: "Hasta, sağlık durumu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemler, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, hastalığın seyri ve neticesi konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir." Ben şahsen bu yönetmelikten ne doktorların ne de hastaların tam manasıyla haberdar olduğunu sanmıyorum. Yönetmelikler elverişli zeminler oluşturarak uygulanmak için yapılır. Oysa genel duruma bakıyoruz, sağlık kuruluşlarında uygun zemin hazırlanmamış ama yönetmelik çıkarılmış. Şimdi kuyrukların oluştuğu bir sağlık kuruluşunda hasta, "Hasta Hakları Yönetmeliği"ne dayanarak doktordan hastalığı hakkında ayrıntılı bilgi istemeğe kalksa ne olacak? Doktor durumunun elverişsizliğini sebep olarak gösterdiğinde haklı olabilir mi? Sistemi değiştirme ve iyileştirme gayreti içinde olan Sağlık Bakanlığının bütün bu pürüzlerin giderildiği bir alt yapı oluşturması gerekiyor. Sistem iyileştirildi diyelim, o ketum doktor imajı silinecek yerini hastaya şefkatle yaklaşan, onun psikolojisini anlamağa çalışan, insanı bir bütün olarak gören, derin bilgili, güleryüzlü doktor imajı alabilecek mi? Pek sanmıyorum. Bu, bir sağlık sorunu olduğu kadar eğitim ve kültür sorunudur. Ekonomisi çöken, kültürü yozlaştırılan, dili bozulan, katı bir madde anlayışının egemen olduğu, çıkarları uğruna insanların birbirini tükettiği ülkede herşey temelden bozuk demektir ve insanın değeri yoktur. Böylesi sağlıksız bir otamda insanlar idealistliklerini zamanla kaybederler. Doktorluk ve öğretmenlik gibi meslekler idealistlik olmadan başarıyla yürütülemez. Bu meslekleri seçenlerin ön planda mutlaka ve mutlaka idealist ve özverili olmaları gerekiyor. Türkiye'nin toplumu ve kurumlarıyla süratle "yeniden yapılanma"ya ihtiyacı var. Bu yeniden yapılanma süreci içinde insan unsuru üzerinde durmak gerekiyor. Her şey insan içindir, her şeyin insana, insanların da birbirlerine gereken önemi vermeleri, saygı göstermeleri şart. İnsanın en şerefli varlık olarak kabul gördüğü kültürü özümsemiş bir doktorun hastasına karşı ilgisiz kalacağı, ona anlayışsız ve şefkatsiz davranacağı, tepeden bakacağı düşünülebilir mi? Sabahat Emir