Hıristiyanların dini evlilik törenlerinde nikahı kıyan papazın bir sözü vardır, bilirsiniz: "Bu evliliğe itirazı olan ya şimdi konuşsun, ya da ebediyete kadar sussun!" Gerçeklerin sırası geldiğinde açıklanması gerektiğini ima eden bu anlamlı sözü şimdi neden mi hatırladım? Açıklayayım. Geçenlerde (halka ve olaylara)Tercüman gazetesinin Anahtar Deliği isimli imzasız köşesinde ilginç bir yazı okudum. Üzerimde şok etkisi yaptı; ülkemizde demokrasinin gelişeceği konusunda beslemeye çalıştığım bütün umutları temelinden sarstı. Bu yazıda aynen şöyle deniliyordu: "MHP'ye lider arayan medya patronu İkitelli'deki gazetelerinden birinde misafir ettiği Belediye Başkanına: Gel, seni MHP'nin başına oturtayım! diyordu. Görev yaptığı şehirde sadece MHP'lilerin değil, ANAP'lısı, DYP'lisi ve CHP'lisi tarafından çok sevilen Başkan, renk vermeden medya patronunu dinlemeğe devam ediyor. Patron, kahvesinden bir yudum daha aldıktan sonra konuğuna döndü: -Artık bulunduğun şehrin dışına çıkmalısın! Bizim gazeteci çocuklar söyledi, partide çok seviliyormuşsun. Evet dersen bütün gazetelerim, dergilerim, televizyonlarım ve radyolarımla yanındayım." Bu imzasız yazıda patronun ismi yazmıyor ama bu olay, Türkiye'deki medya-sermaye-siyaset arasındaki ilişkiyi açığa çıkarması açısından son derece önemli ve ilgi çekici. Yazıda bu kadar önemli bir olaydan bahsederken söz konusu patronun adı zikredilmiyor. Neden? Birisini hem ağır bir şeyle itham ediyorsunuz, hem isim belirtmiyorsunuz. Bu, olmaz! Öyle anahtar deliğinden bakıp kapalı kapılara kulak dayayarak gerçekler yansıtılamaz; böyle bir tutum dedikodu mekanizmasını pompalamaktan başka somut bir sonuç da vermez. Son zamanlarda medyada adeta alışkanlık haline geldi. Birilerine dolaylı olarak ağır ithamlarda bulunuyorsunuz ama isim zikretmediğiniz birçok kişiyi töhmet altında bırakıyorsunuz. Belki medya içinde bazıları bir ima ile kimleri kastettiğinizi anlar ama ya okuyucular? Onlar neden düşünülmez? Temiz siyaset, temiz toplum için yalnız siyasiler değil, hepimiz açık ve şeffaf olmalıyız. Hepimiz önce kendimizi eleştiri süzgecinden geçirmeli; doğruluk meşalesiyle vicdanlarımızı aydınlatmalıyız. Bazen biraz cesaret ve açık sözlülük de yeterli olabilir. MHP gibi kendi iç bünyesinde sağlam sandığımız bir partiye istediği kişiyi başkan yapabilme gücünü kendisinde bulan bu patron kimdir, merak ediyoruz. Söyleyin ki, o da kendini savunma hakkını kullansın!.. Açıklayınız ki medya-sermaye-siyaset kara yumağı yavaş yavaş çözülmeğe başlasın. Ha gayret!.. Açıklayın!