Havanın çok sıcak ve nemli olduğu günlerin akşamlarında biraz soluk almak ve yürüyüş yapmak için boğaz sahiline iniyoruz. Bebek, Baltalimanı, Yeniköy artık neresi rast gelirse... Eskiden yürüyüş yapanların, sessiz sedasız balık tutanların, hava almak; iyot kokusu almak isteyenlerin mekanı olan bu yerler özellikle taşra halkının, kıyıya naylon tabureler ve küçük masalar yerleştirmiş seyyar balıkçıların, seyyar satıcıların, banklarda çilingir sofrası kuran mangalcıların mesire yeri olmuş. Yerler yiyip içip artıklarını oraya buraya atanların çöpleri, kabak ve ayçiçeği kabuklarıyla dolu... Özene bezene yapılıp yerleştirilmiş bankların çoğu harap edilmiş. Kimileri taş kaidelerinden sökülüp götürülmüş. O güzelim boğaz kıyıları gittikçe görgüden, adabdan, temizlikten ve medeniyetten nasipsizlerin at koşturdukları mezbeleye dönüşmekte. Hani nerde belediye diyemeyeceğim. Çünkü nemelazım, Büyükşehir Belediyesi İstanbul'u derli toplu bir şehir haline getirmek için elinden geldiğince çalışıyor. Bir şehir yalnız belediyenin gayretleriyle değil, içinde yaşayanlar özen gösterirse, yapılanı korumak hususunda sorumluluk duyarsa temiz ve mamur ayakta kalabilir. Ama maalesef bizim halkımız böyle bir bilinç içinde değil. Çevreyi tahrip etmek ve kirletmek hususunda gördüğüm kadarıyla herkes sonsuz bir özgürlüğe sahip. Ortalıkta ne denetleyenler var, ne de uyarıcı levhalar... Güzelim kıyılar bir başıboşluğa ve pisliğe terkedilmiş... Her zaman her fırsatta söylerim; halkta vatandaşlık bilincinin, şehirlilik bilincinin yükseltilmesi şart. Belediye ile sivil örgütler bu hususta sıkı bir iş birliği içinde olmalılar. İstanbul'un yerleşik halkı, taşralıların keyfi davranışlarla düzeni allak bullak edişlerinden, ortalığı pisletmelerinden yakınıp ya kendi kabuklarına çekiliyor, ya da şehri terkedip gidiyor. Oysa dünyada eşi benzeri olmayan İstanbul'u maddede ve manada korumak bu şehre gerçekten gönül verenlerin görevidir. Sevmek bir sorumluluk işidir. Siz, sevdiğiniz birinin hoyrat ellerde hırpalanmasını ister misiniz? Elbette istemezsiniz. O halde birilerinin bütün hayatınızı geçirdiğiniz, acı, tatlı anıları bağrında yaşadığınız, şiirlere, şarkılara ilham olmuş güzel şehrinizi böylesine kirletip horlamasına nasıl kayıtsız kalabilirsiniz? Durduğunuz yerde, kendi kendinize kızıp köpürmek veya kaçmak çözüm değil. Mutlaka ama mutlaka biraz zahmeti göze alarak sivil inisiyatifi devreye sokmak gerekiyor. Şimdi, benim ilkin sorumlu belediyeden ricam, akşam vakitlerinde kıyılarda inceleme yapmaları. Bankların yerli yerinde olması için gereğini yerine getirmeleri, çevre kirliliğini engelleyici önlemler almaları. İkinci ricam, özellikle Boğaz'da oturanlardan ve şehirlilik bilinci yüksek İstanbullu'lardan bu şehri korumak konusunda gönüllü bir işbirliği içine girmeleri. Artık temiz olmak için herkesin kendi evinin kapısının önünü süpürmesi yetmiyor. İstanbul, bir bütün. Bu bütünlüğü gözümüz gibi korumak zorundayız.