Kula, benim doğduğum yer. Ağabeylerimin tahsili için ailece İstanbul'a göç ettiğimizde bir yaşındaymışım. Rahmetli annemden, babamdan, akrabalarımızdan, çocukken evimize gelip giden hemşehrilerimizden Kula hakkında çok şey işittim. Şekerli, ıspanaklı pidelerin, höşmerimin, ciğer sarmasının, şekerli leblebisinin methi hâlâ kulaklarımda çınlar durur. Zamanla (hele annemle babamın vefatından sonra) evimize gelip giden Kulalıların ayağı da kesildi. Geriye sadece bu methiyeler kaldı. İlk olarak yaklaşık yirmibeş yıl kadar önce düştü yolum Kula'ya... Kırık dökük, çoğu sahiplerinin terkettikleri evleriyle insana hüzün veren bir yer gibi geldi bana. Gençliğin günlük hayata dönük tavrından olacak; hüzün duygusunun yanı sıra nedense uzaklaşma, kaçıp gitme uyandırmıştı içimde. *** Ne garip; gençlikte ne kadar uzaklaşırsak o kadar ileriye gittiğimizi sanıyoruz. Ama yaş kemale erip de; eğrilerle doğruların oturmağa başladığı olgunlaşma dönemine girince, hayatın önlenemez akışında bir yerde durup kendi isteğimizle koşa koşa aldığımız mesafelerden bir an için geri dönerek o başlangıç noktasında köklerimize inme, geride bıraktıklarımızın hatıralarını gönül dergahımızda toplama isteği duyuyoruz... Herhalde bu, vefa denilen şey olsa gerek! Yoksa buna aslına dönmek mi diyelim? *** Yazılarımda sık sık bahsettiğim Tarihi Kentler Birliği, benim için bir okul. Burada edindiğim bilgiler sayesinde bir kente nasıl bakmam ve neden sahip çıkmam gerektiğini, onu gerçek anlamda nasıl seveceğimi öğrendim. Birliğin İzmir Buluşması çerçevesinde gittiğimiz Kula'ya bu defa çok farklı bir gözle baktım. Tabii ki bilinçli olarak gönül gözüyle... Haliyle çok şey gördüm, derunumda çok şey yaşadım... Bu defa hüzün, kaçırıcı değil, bağlayıcıydı... Alt katı sonraki sahiplerince düzenlenmiş, üst katı harap olmağa terkedilmiş doğduğum evi Kula Belediye Başkanının toplantı açılışında yaptığı o nefis konuşmasında kullandığı sözlerle hatırlıyorum şimdi: "Yüzlerce yıllık tarihi geçmişi olan yaklaşık 1000 ev, bugün korunmayı bekliyor, hak ediyor. Belki korunma kelimesi de konuyu yerli yerine oturtamıyor. Neyi, kime karşı koruyacağız? İnsanın yapıcı yönünün benzersiz ürünleri olan bu evleri, insanın yıkıcı doğasından korumaya kalkışmak ne kadar hazin, ne kadar düşündürücü... Oysa, bu evler korunmayı değil, Kulalılar ve insanlığın tümü tarafından sahiplenilmeyi bekliyor. Doğru kelime evet, sahiplenmektir!" *** Başkan Selim Aşkın, aslen Kulalı. Genç, dinamik, sosyal ilişkileri güçlü, güler yüzlü bir yönetici. Endamı Egeli efeleri andırıyor. Onu her görüşümde "İzmir'in kavakları" türküsü aklıma geliyor. Sohbetimizde Kula'da doğduğumu öğrenince haliyle vefasızlıktan dem vuruyor. Haklı! Ama bugün geldiğim nokta çok önemli; vefanın başlangıç duygusunun orta göbeğindeyim. Her şeyden önce Kula'yı manen sahipleniyorum... Tabii tarih ve kültür mirasının tümüyle birlikte... Kula'dan gidenleri, gidip de arkasına bakmayanları, kendilerini kültür-sanata adamış gönül adamlarını, iyi ve hayırlı yatırım zemini arayan tüm zenginleri, kadir kıymet bilen ülke sevdalılarını Kula'ya sahiplenmeye çağırıyorum. Gelin, tarihe bir pencere açın, bir evi restore ettirerek; kendi dokusunda hayata katın... Sevgi dolu bu kent sizi bekliyor!