Avrupa Birliğine üye bazı ülkelerde yapılan kamuoyu araştırmalarında ne yazık ki Türkiye'nin AB'ye üye olmasını istemeyenlerin çoğunlukta olduğu görülüyor. Buna duygusal bir tepki göstermek yerine, sebepleri üzerinde serinkanlılıkla ve objektif bir yaklaşımla düşünmek daha akılcı bir tutum. Bir kere peşinen şunu kabul etmek gerekir; dış dünyada ülkemizi ve bizi tanımıyorlar. İnsanın tanımadığını kabullenmemesini ve ondan ürkmesini bir bakıma doğal karşılamak gerekir. Biz de ülkemizi tanıtmakta ne yazık ki başarılı değiliz. Bütün kurumlarımızla birlikte halk olarak da, şu günlerde tanıtım filmleriyle, çeşitli etkinliklerle cennet ülkemizi tanıtım konusunda olağanüstü bir gayret içinde olan Turizm Bakanlığına destek olmak zorundayız. Yurtdışına çıkan herkes öncelikle bu ülkenin temsilcisidir. Her şeyden önce bunun bilincinde olup kendini tanıtımla görevli saymalıdır. Ülke dışında rahatlıkla seyredilebilen TV kanallarımız var. Bunlar tanıtım konusunda sorumluluk duyuyorlar mı? Geçenlerde bir açık oturumda dinlediğim turizm sektörü temsilcilerinden biri felaket, cinayet, sosyal çalkanışlar ve çatışmalarla ilgili haberleri verirken bu kanalların dozu kaçırmalarından şikayet ederek TV yöneticilerinin bu konuda daha duyarlı ve sorumlu davranmalarını istedi. Haklı. İnsanların pozitif enerji akımına ihtiyaç duyduğu bir dünyada TV kanallarında negatif manzaraların tekrar tekrar gösterildiği bir ülkeye kim gitmek ister? 21. yüzyıla baş döndürücü bir teknolojik gelişimle, bilimde akıllara durgunluk veren buluşlarla girdik. Çağımızın başlıca özelliği hız ve değişim. Bilgisayarların öne çıktığı bir ortamda giderek bir nesne haline gelen insanın bu hız ve değişimi yakalama, sürekli olarak yeniden programlanma ve yapılanma çabaları ne yazık ki daha önceki dönemlerde kazandığı insani değerlerinden onu uzaklaştırıyor. Yaygınlaşan internet dünyasının oluşturduğu sanal ortamda dayanılmaz boyutlara varan yalnızlık duygusu insanın gerçekliğini tehdit ediyor. İnsan, gittikçe kayboluyor. Bir gün gelecek insan kavramı değişerek, mekanik dünya, insanı amansız çarkında eritecek. Bu meçhul gelecek korkusu içinde insan, kendini kurtarma, kendini bulma, hayatın sonsuz akışında kendini var kılma çabaları arıyor. Küreselleşme sürecine giren dünyada insan, insanla bütünleşmek, manasına erişmek istiyor. Turizmin, özellikle kültür turizminin giderek önem kazanması bu yüzden. Türkiye, tarihi eser ve kültür mirası açısından en zengin ve önemli ülkelerin başında geliyor; kanaatimce arzın mana merkezi. Dikkatleri bu gerçeğe çekerek, her bireyin katıldığı yoğun bir tanıtım kampanyasıyla ülkemize gelen turist sayısını arttırabilir, turizmi ekonominin lokomotifi haline getirebilirsek müzmin krizlerden de kurtulabiliriz; ezilmişlik duygularından da...