Kültür ve sanatın itibarı

A -
A +

"Cumhurbaşkanının Sanatkârları Daveti" üzerine yazdığım yazıya değerli hocamız Hüsrev Hatemi şöyle bir yorum yapmış: Köhne metaız. "Eğerçi köhne metaız revacımız yoktur" Siz de muhakkak benim gibi bu beytin şairine katılıyorsunuzdur. Veya şöyle mi desek; "Olunca kişinin talihi makus/Açılmaz ona seng-i nakus" (Seng-i nakus=Çankaya) Onca zengin bilgi ve kültür birikimine sahip olan Hatemi Beyin bu kısa ve öz yorumu kültür ve sanat dünyamızdaki kıymetlerin derin kırgınlıklarını açıklamıyor mu? Tabiatın yasası değişim. Zamanın rüzgarlarıyla sözüm ona değişiyoruz, yenileniyoruz. Ama sağlıklı bir değişim ve yenilenme değil bu; aslında savruluyoruz. Tutunacağımız dallara sırtımızı dönüyoruz. Siz, hiç ilkbaharda bir ağacın kökünden koparak yenilendiğini gördünüz mü? Her zaman bizi, biz yapan değerlerin korunmasını savunuyoruz. Yönetimlerin başarılarının kültür ve sanata verdikleri önemle doğru orantılı olduğunu söylüyoruz. Tabii, biz söylüyor, biz dinliyoruz. Bu ülkede kültür ve sanat alanında öz değerlerin koruyuculuğunu yapan, şana şöhrete prim vermeden üreten nice sanatkârlar, fikir ve düşünce insanları hep göz ardı ediliyor. Ne ölülere, ne de sağlara destek ve ilgi gösteriyoruz. Sağlıklı bir eleştiri mekanizmasının olmadığı edebiyat ortamında Tanpınar, bazılarınca daha yeni yeni keşfediliyor. Cemil Meriç'in okunması gerektiğinden Serdar Turgut geçen günlerdeki yazılarından birinde bahsediyordu. Yahya Kemal ha unutuldu, ha unutulacak! Bunlar ilk anda aklıma gelen merhumlar. Onlar ki, kültür ve sanatımızın direkleri... Sağ olup da görmezlikten gelinenleri saymaya kalksam sütun yetmez... *** Şimdiye kadar gelip geçen iktidarlar kültür ve sanat konusunda sağlıklı yaklaşımlarda bulunmadılar. Post-modern cahiliye medyasının desteğiyle yazar ve aydın dendiğinde birkaç popülist isim anıldı ve öne çıkarıldı. O kadar! Geçmiş hükümet zamanında dünya gezgini Kültür Bakanı yalnızca iki yazarı ziyaret etmişti. Aynı bakan, geçen yıl 2008 Frankfurt Kitap Fuarının açılışında romanında Türklüğü aşağıladığı iddisayla 301. maddeden yargılanan bir yazarın Türkiye'yi temsiline karar vermiş, yeni Kültür Bakanı da onaylamış. Batıya göre o yazar Türkiye'nin özgürlük savaşçısı!.. Düşüncelerinden dolayı hiçbir yazarın ceza görmesine taraftar değilim. Ama hasta ruhlu kahramanının ağzıyla Türk-Ermeni ilişkilerine yorum getirmeye çalışan bir yazar neden Türkiye'yi temsil etmeye layık görülüyor? Anlayabilmiş değilim.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.