"Kültürel Açıdan Avrupa Birliği'ne Yaklaşım" Sempozyumu

A -
A +

Türkiye'nin çağdaş uygarlık düzeyine erişmesi ve ilerleyebilmesi için Avrupa Birliği'ne girmemiz gerektiğine inananlardanım. Ama AB'nin ev ödevlerimizi yapmamız hususunda gösterdiği titizliği ve ısrarcılığı, bazı konularda maruz kaldığımız çifte standart uygulamaları zaman zaman beni de bezdiriyor, itiraf etmek gerekirse; "Bizi istemiyorlar" kompleksine kapılmaktan kendimi alamıyorum. Otuz yıldan beri çeşitli etkinliklerle kültür ve sanat hayatımızı renklendiren İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın geçtiğimiz hafta, "Kültürel Açıdan Avrupa Birliği'ne Yaklaşım" adı altında The Marmara Otelinde tertiplediği üç günlük sempozyum süresince dinlediğim konuşmalardan ve özeleştirilerden sonra eksiklerimizi daha iyi gördüğüm için bütün tereddütlerimden ve komplekslerimden arındım. Özgüvenim daha da güçlenmiş olarak öngörülen reformların Avrupa Birliği istiyor diye değil, çağdaş uygarlık düzeyine erişmemiz için bir an önce gerçekleştirilmesi gerektiğini anladım. Çok iyi bir organizasyon ve ciddi bir ön çalışmayla hazırlanmış sempozyumun amacı, Avrupa Birliği'ne katılma konusu tartışılırken Türkiye ile Birlik üyelerinin kültürel şartları ve göstergeleri karşılaştılarak Türkiye'nin durumunu tespit etmek ve Avrupa Birliği ülkeleriyle aradaki kültürel dengesizlik ve eşitsizlikler üzerine dikkat çekerek öneriler getirmekti. Yurt içinden ve yurt dışından, konularında uzman kişilerin katıldığı sempozyumda kırka yakın tebliğ verildi. Avrupa Birliği'ne üye çeşitli ülkelerdeki kültürel göstergeler ele alındıktan sonra, oralardaki düşünce ve anlatım özgürlükleri, medya çalışanlarının çalışma şartları, kültür hakları, yazarların, bilim adamlarının ve sanatçıların yeteneklerinin geliştirilmesi, eğitim, iş bulma ve çalışma imkanları, yerel ve ulusal kültürlerin gelişmesine katkıları üstünde somut verilere dayalı bilgiler verildi, aydınlatıcı tartışmalar yapıldı, öneriler sunuldu. Sonuç bildirisinden aldığım öneri örnekleri, okuyucularıma bu önemli sempozyum hakkında fikir verecektir sanıyorum: * Türkiye, daha demokratik bir toplum yapısını Avrupa Birliği'ne uyum sağlamak için değil, kendi vatandaşlarının özgürlük ve haklarını korumak için oluşturmak zorundadır. * Her şeyden önce, özgürlüklerin, hukuk devletinin ve demokrasinin etkisiz hale getirilmesi önlenmeli, farklılıklara karşın bir arada yaşamak, ülke bütünlüğünü korumak ve ekonomik, sosyal sorunların aşılmasını sağlamak hedeflerinden taviz verilmemelidir. * Türkiye'nin üzerinde bulunduğu coğrafyadaki uygarlık ve kültür birikiminin evrensel özelliği, Doğu ve Batı kültürlerinin ortak, birbirini tamamlayan ve daha da zenginleştiren kucaklaşmasıdır. Türkiye'nin "İslam coğrafyası" denilen haritada diğer ülkelerden çok farklı ve dinsel dogmatizminden uzak bir toplumsal ve siyasal düzeni oluşturmasının ve yaşatmasının temelinde "insan odaklı düşünce derinliği" ve Anadolu hümanizması vardır. Türkiye, başka hiçbir coğrafyada bulunmayan en değerli varlığını, yani tarihinden gelen uygarlık ve kültür zenginliğini, Avrupa Birliği'nin kimlikli ve ayrıcalıklı bir üyesi olma "kaynağı" ve "potansiyeli" olarak görmeli, korumalı ve değerlendirmelidir.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.