Son yıllarda unutulan bir şarkının güftesi birkaç gündür zihnimde dolanıp duruyor: " Kuş olup uçsam sevgilimin diyarına... Saçından bir tel alsam koysam canıma". Sevgili yok, kastedilen hangi diyar, bilmiyorum. Üstelik neden ısrarla mırıldanmamı bekliyor, onu da bilmiyorum. Ama bildiğim ve yaşadığım bir şey var; candan aziz bildiğim sevdiklerimden ayrılışın geride bıraktığı derin hüzün ve bir kuş olup sonsuzluğa uçma isteği... Bu istek, TV kanallarının haberlerinde Kuzey Irak'a bir sınır ötesi operasyon yapılsın mı, yapılmasın mı tartışmalar, şehitlerimizin cenaze törenleri ve kardeşi kardeşten koparmak için dönen siyasi entrikalarla ilgili haberler verildiği zaman artıyor. Neticede kuş olup uçarak sonsuzluğa ulaşmam mümkün değil tabii ki. Ancak, bulunduğum noktada; "Ne içindeyim zamanın, ne büsbütün dışında" diyen şairin ruh hali içinde, Hz. Mevlana'nın: "hürriyetler âlemi" diye nitelediği içime dönmem mümkün. Nitekim, çok kısa süreli de olsa dönüyorum . Sonsuzluğun derinliklerinden yakaladığım bir demet teselli ve ruhani güçle şimdiki zamanın yıkıntıya uğramış sabır duvarının sağa, sola dağılmış taşlarını toplayıp yerine koyuyorum. *** Söz, Hz. Mevlana'dan açılmışken cahil ve cühela takımının sınırsız sorumsuz, her istediğini yapabilmek şeklinde anladığı hürlük hakkında onun düşünceleri nedir, bakalım. Gerçek hürlük mertebesinin ilk adımı hakkında şöyle diyor: "Bağı çöz, hür ol ey oğul, niceye bir gümüşe, altına bağlanacaksın?" Bunun yolunu da: "Kimin elbisesi bir aşk yüzünden yırtıldıysa/Hırstan, ayıptan tamamiyle arındı o" beytiyle açıklıyor ve devam ediyor: "Dünya nedir? Tanrı'dan gafil olmak; Kumaş, para, ölçü-tartı, kadın dünya değildir. Malı, din için, Tanrı için yüklenirsen, Peygamber buna, ne güzel mal dedi. Malı mülkü gönlünden silmişti de Bu yüzden Süleyman, ancak yoksul adını almıştı. İçte yoksulluk havası oldu mu, insan, Dünya denizinin üstünde eğleşir. Bu dünya, tümden onun mülküdür de, Gönlünün gözünde hiçbir şey değildir mal mülk.