"Bende Mecnun'dan füzun aşıklık istidadı var Aşık-ı sadık benem Mecnun'un ancak adı var" Fuzuli evgili Mecnun, Fuzuli pirimizin kendi kahramanıyla rekabete girip de kendinde aşıklık sanatında üstünlük vehmedişine şaşmamak gerek. Biz, aşk pazarının müşterileri bu paha biçilmez meta için birbirimizle kıyasıya bir rekabet iklimi içinde olmazsak nasıl AŞK, olanca görkemi ve gücüyle gelip de cümle dertleri bitirecek? Üstelik, bu en kıymetli madenin işlemecisi bu işleyişin yöntem ve sırlarını elbette herkesten daha iyi bilecek! Onun için dostum, mektubumun başında pirimizden aldığım sözleri, esas kaynağı hatırlatma yönünden bir işaret bil ve aşk aleminde ölümsüz bir kahraman olduğundan bir an olsun şüphe duyma! Her şeyin yokluğa doğru akıp gittiği bu evrende ancak senin gibi aşk hikayesi bulunanlar kalıcı olacak. Çöl katmanları arasında sıkışıp kalmış aşk cevheri'ni düşlerimizin uçsuz bucaksız yollarında ilerleyen Mecnun kervanları ortaya çıkaracak! Biliyor musun, öyle işledin ki içimize; kendini aşka teslim edenin, sevgilisi için yanıp yakılan her er kişinin adı Mecnun oldu bizde. Mecnunların olduğu her yerde sevgililerin adı tektir: "Leyla"! Kaybettiği sevgilisini arayaşın çılgın nöbetleri içinde daldan dala konan bir mecnuna hercai gönüllü derler; ama onun sadece tek'i; Leyla'yı sevdiğini bilmezler ki... Selma'nın, Veronika'nın, Raşel'in, Sümeyye'nin sadece Leyla; Ahmet'in, Yanko'nun, Frank'ın, Hans'ın da Mecnun olduğunu aşk çöllerinin dervişi olarak ancak sen anlarsın. Aslında bu saydıklarımın hiçbiri yoktur. Sadece Aşk'dır var olan. Ve tek'dir. Sen bilirsin. (Senin bildiğini ne çare ki Romeo bilmez. Oysa Romeo da Mecnun'dur, Jüliet de Leyla...) Sen bilirsin de; bilmeyenler için Mesnevi'den okuduğum bir hikaye anlatayım. Adamın birinin bir sevgilisi varmış. Bir gün özlemle onun evine gidip kapısını çalmış. Sevgilisi içerden seslenmiş; "Kim o?" Adam, ürkerek cevap vermiş: "Benim!" Sevgilisi, öfkeyle bağırmış: "Defol! Adam neye uğradığını şaşırmış. Ne hata işledim de böyle bir muameleye maruz kaldım diye kahırlanarak çöllere düşmüş. Bir süre sonra sevgilisinin hasretine dayanamayarak geri dönmüş. Kapıyı tıklatmış. Sevgilisi seslenmiş: "Kim o?" Adam, yüreği ağzında, ne diyeceğini bilememenin şaşkınlığı içinde korkudan tir tir titreyerek cevap vermiş: "Sensin!" Kapı açılmış. Sevgilisi: "Gel!" demiş, "Yerim o kadar dar ki burada iki kişiye yer yok!" İşte böyle dostum, aşkın özünde ve mahremiyetinde ikilik yoktur. İki kişi oldun mu tedbir gerekir. Tedbir olunca da Aşk olmaz! Günümüzün (ilerleyen teknoloji ve bilim sayesinde) pek kibirli, gösterişli ama içi boşaltılmış insanları artık aşkın olmadığından bahisle (ama yine de ona gizli bir ihtiyaç içinde) moda dergilerinde kırık dökük cümleler, ruhi perişanlık içinde abuk sabuk tarifler yapıyorlar. Oysa Aşk, hep vardır. Ruhumuzu arıtan kaynak ve sonsuz güzelliktir. Aşıklık bu güzelliğe çekiliş istidadıdır. Ne mutlu bu istidatla doğanlara!..