Türkiye'nin bir an önce çözülmesi gereken acil ve öncelikli sorunu eğitimdir. Bunu her fırsatta tekrar edip duruyoruz. Dolayısıyla işi en zor ve ağır bakanlık da Milli Eğitim Bakanlığı'dır. Genelde çalışma süreleri kısa ömürlü olan Milli Eğitim Bakanları, göreve ilk başladıklarında eğitimin ıslahında kendilerince bir şeyler yapmak isterler. Projelerinin ortaya çıkmasının ardından bir vaveyla kopar. Uzayıp giden bu vaveyla arasında Bakanın ne hamle yapma gücü, ne heyecanı, ne de isteği kalır. Sonunda her şey eski minval üzere sürer gider. Böylelikle MEB'in hantallaşmış yapısı daha da hantallaşmaya devam eder. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik de YÖK vaveylası içinde heyecanını ve çalışma şevkini yitirir mi, bilmem. Gördüğüm kadarıyla hep birilerini ikna etme gayreti içinde. YÖK'ün ıslahına karşı duruşların temelinde laikliğin elden gideceği evhamından ziyade çıkarların ve makam saltanatının elden gideceği korkuları yatıyor gibi geliyor bana. Üniversite rektörlerinin iki yıllık süreyle ve seçimle göreve gelmeleri özgürlükçü yapılanmanın önemli bir adımı olduğu kanaatindeyim. Eğitimin esas hedefi özgürlük ortamının sağlanmasıdır. Çünkü, kişilik ve düşünce ancak özgür ortamda gelişir. Aslen edebiyatçı olan Sayın Çelik'in siyasi kaygılardan ziyade olaylara insani açıdan bakma eğilimi içinde olduğunu tahmin ediyorum. İnşaallah tahminlerimde yanılmam. Şimdi doğru oturup doğru konuşalım. Birçoğumuza göre Hüseyin Çelik (istediği kadar seçimle iş başına gelmiş olsun) hâlâ öteki. Bizler de donmuş zihniyetlerimiz ve kireç bağlamış yüreklerimizle hâlâ öteki'ni tanımama ve anlamama inadındayız. Onun için Milli Eğitim Bakanının işi zordur. Türkiye'nin (eğitim ve başka alanlarda)sorunları ancak demokratik bir ortamda, demokratik bir olgunlukla (evhamlarımız ve korkularımız da dahil) medeni bir biçimde karşılıklı saygıyla konuşarak, fikirlerimizi (dayatmacı olarak değil) yapıcı bir zihniyetle açıklamak suretiyle çözümlenir. Bencilliklerimizi, inatlarımızı ve çıkar hesaplarımızı bir yana bırakıp önce kendi içimizde özgür olarak zihniyet devrimi yapmak zorundayız. Yoksa kamplaşmalar, zıtlaşmalar ebedi olarak sürüp gider. Sevgili okuyucularım, aslında ortaöğretimle ilgili bir yazı yazmak istiyordum. Görüyorsunuz, konu beni nereye sürükledi. Yerimin darlığı sebebiyle ancak yazmayı düşündüğüm yazıyla ilgili bazı soruları Milli Eğitim Bakanlığının yöneticelerine sunuyorum. İnşallah ilgilenen ve cevap veren çıkar. *Eğitimde ıslah hareketi neden temelden değil de tepeden başladı? *Müfredat programları çağın ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yeniden düzenleniyor mu? *Kaliteli öğretmen yetiştirilmesi konusunda bir proje var mı? *Öğretmenlerin mali durumlarının ıslahı konusunda çalışma yapılıyor mu? *Dersane problemi çözülecek mi?