Mudurnu ve Göynük, Bolu'nun görülmeye değer (tıpkı Safranbolu ve Beypazarı gibi) yıldızı parlak; bahtı açık, tarihî İpek Yolu üzerinde bulunan iki ilçesi. İkisi de Tarihî Kentler Birliği üyesi. Mudurnu dendiği zaman, benim aklıma tavuk gelir. Bir zamanlar Türkiye'nin tavuk üretiminin %20'sini sağlayan Mudurnu Tavukçuluk Tesislerinin kapanması, Mudurnu Ekonomisine büyük darbe vurmuş. Ancak, tesisler yakında tekrar açılacakmış. Dünya karmaşasından, şehir gürültüsünden uzaklaşıp da huzur atmosferi içinde kendinizi bulacağınız; tarih ve kültür dokusu titizlikle korunan bir yer arıyorsanız, bu iki şirin ilçeye gitmenizi size hararetle tavsiye edebilirim. Mudurnu, Bolu'dan yaklaşık bir saatlik mesafede... Her yarım saatte bir vasıta bulmanız mümkün. Şehrin merkezinde indiğinizde Mudurnu evlerinin küçücük, şirin örneğiyle karşılaşırsınız. Şöyle çevreye bakındığınızda bu evlerin yaşayan, canlı örneklerine rastlarsınız. Kimi restore edilmiş, kimi kırık dökük halleriyle tarihe direnmektedir. Hani canınız şöyle orijinal bir geçmiş zaman mekanında kalmayı çekiyorsa Kazanlar Konağı veya Keyvanlar Konağı veya Hacı Şakirler Konağı tam aradığınız mekanlar... Mudurnu Kültürüne ait otantizmi buralarda görebilirsiniz. Mudurnu, misafirperver, gelenek ve göreneklerine bağlı, emekli olduğunuzda yerleşebileceğiniz huzurlu bir ilçe. Sobacılık, bakırcılık, semercilik gibi geleneksel meslekler son temsilcileriyle yaşatılmaya çalışılmakta. Halk sanatlarının en zengin örneklerine burada rastlamanız mümkün... Her yıl, ekim ayının ikinci cuma günü geleneksel olarak başlatılan Ahilik Kültür Haftası boyunca özellikle turistlerin ilgisini çeken paneller, sergiler, yarışmalar düzenlenmekteymiş. Duyduğumda, çok ilgimi çeken bir başka Mudurnu etkinliği, yöre halkının birlik ve beraberliğini sağlama amacı güden Hacet Bayramları... Bu bayramlarda güreşler tutulur, köyler arası ziyaretler yapılır, misafirlere etli pilav ikram edilirmiş. Mudurnu, sağlık turizmi açısından da geleceği parlak bir yer. Orman eteklerinde kurulmuş olan Babas Kaplıcaları'nın şifalı suları romatizma, metabolizma ve diyabet hastalarına iyi geliyormuş. İlçeye ait özellikler ve görülmeye değer güzellikler bir hayli fazla... En iyisi gidip görmek... Göynük'e gelince... Burası, insana derin bir nostalji yaşatan, her yanı buram buram tarih kokan; görür görmez ruhunuza nakşolan, dağlık, tepelik; akarsuların derin vadiler açtığı bir arazi üstünde kurulan şirin mi şirin bir belde. Nostaljik bir hafta sonu geçirmek için ideal bir yer. Gönül rahatlığı ile kalabileceğiniz, restore edilmiş konakları ve Göynük'ün hemen girişinde bir oteli var. Osmanlı hükümdarı Fatih Sultan Mehmet'in hocası Akşemsettin'in Göynüklü olması ve türbesinin burada bulunması sebebiyle Diyar-ı Akşemsettin olarak da anılıyor. Mudurnulular gibi gelenek ve göreneklerine bağlı olan Göynüklüler, bu ünlü bilim adamının hatırasını yaşatmak amacıyla her yıl, mayıs ayının üçüncü haftasında Akşemsettin'i anma günleri tertipliyorlarmış. Bugünlerde konferanslar, seminerler tertiplenip mehter konserleri veriliyormuş. Göynük'ün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanıyor. Yumurta ve besi tavukçuluğu önemli bir gelir kaynağı oluşturuyor. En önemli zenginlik kaynağı linyit kömürü. İnsan, buraları gelip görünce, şehrin gürültülü havasından ve karmaşasından ne kadar yorgun düştüğünü anlıyor ve büyük bir huzur duyuyor. Dar sokaklardan geçip dik yokuşlardan çıkarken yorgunluk duymayışınız bir gönül ikliminde dolaşıyor olmanızdandır. Şairseniz, burada ilhamlarla dolar, taşarsınız; ressam veya filmciyseniz karşılaşacağınız peyzajlar sizi şaşırtabilir. Hikâyeci veya romancıysanız, ne diyeyim, rahat rahat düşünmek ve yazmak için buyrun Göynük'e...