Bilgeler: "Sevgiyi dışarda aramayın. İçinizde bir kapı açın; o, gelir" der. Ben de nicedir yüreğimin açık duran kapısını senin sayende biraz daha genişlettim ya, tabiattaki bütün canlılar sevgi ışıklarını yüreğime göndermekle kalmayıp dertlerini bana anlatır oldu. Ahmet Haşim'in gizli lisan dediği tabiat lisanından anlar oldum can dostum. Şimdi yalnız ağaçlarla değil kuşlarla, çiçeklerle, kediler ve köpeklerle konuşuyorum. Sevgi nelere kadirmiş meğer. Yalnız ben değilim yüreğinde kapı açan. Elazığ'dan Hadi Önal isimli okuyucum da kirletilen Hazar Gölüne kulak vermiş de duyduklarını bana yansıtmış. "İmdat!Güzelliklerimi çalıyorlar; incilerimi, mücevherlerimi elimden alıyorlar. Kanımı, canımı gasbediyorlar. Boğuyor, yok ediyorlar beni! İmdat! Yok mu kurtaran, yok mu bir sahip?" diye feryad eden Hazar Gölü, kurtarılması için bütün çevrecileri, yöneticileri ve vicdan sahiplerini kendisini yardıma çağırıyor. Bakarsın, Elazığ valisi veya belediye başkanı bu yazımı okurlar da Hazar Gölünü kurtarma kampanyası başlatılmasına öncülük ederler. Diğer şikayet. Manavgat Sorgun Ormanından. 300 hektarlık Sorgun Orman arazisi Side Turizm alanı içinde olduğu için idari yetki bakımından Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlıymış. Kültür ve Turizm Bakanlığı burada zengin turistler için golf sahası ve tesisleri yapmayı planlıyormuş. Bu yüzden Sorgun ağaçları derin bir keder ve kaygı içinde. Doğal yapı bir kere bozulmaya görsün, tahribatın giderek büyüyeceğini biliyorlar. İstekleri Orman ve Çevre Bakanlığı idaresi altında korunmaya alınmak... Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu, inşaallah bu yanlış karardan döner de Sorgun Ormanları kuş ve şen çocuk seslerinin birbirine karıştığı "Mesire Alanı" olarak kalmağa devam eder. Sevgili Ufuk, senin ulu atalarından biri: "İnsan, yaratılmışların en şereflisidir!" demiş ya, doğrusu çok etkilendim. Bir ağaçtan bunu duymak şaşırtıcı. Esasen, gerçekten insan, cümle yaratılmışlar içinde en şerefli ve kutsal olanı. Ama çoğu insan bundan habersiz. Bu idrake varmak için önce insanın "kendini bilme" olgunluğuna erişmesi gerekiyor. Ne yazık ki dünya gaileleri, cehalet ve dünyevi tutkular, insanlığı bu olgunluğa erişme mücadelesi vermek yerine aşağı çekiyor. Neticede yaradılışının esas gayesinden uzaklaşan insan, gittikçe süfli durumlara düşüyor. Güney Asya'daki Tsunami felaketinde güç bela canlarını kurtarabilmiş (çoğu kadın ve çocuk olan)felaketzedelere insan kılığındaki canavarların yaptığı zulmü (çocuk satma, fuhuş için kaçırma, hırsızlık, tecavüz vs.) doğada başka hangi canlı türü birbirine reva görür? Sorunları silah yoluyla çözmeğe çalışmak, silah üretiminde yarışmak, bilim ve teknolojiyi kötü amaçlarla kullanmak, güzelim doğayı sefil ve doymak bilmeyen bir hırsla sürekli tahrip etmek, "kendini bilme"den yoksun oluşun neticeleridir. Yine de sen, tabiatın bu haylaz varlığını, insanı sevmeğe ve her şeyden önce kendi nefsinden kurtulması için dua etmeye devam et benim minik ve güzel ağacım... Mutlu yıllar sana ve bütün doğaya!... Beni unutma!