Gazetelerden kestiğim yazıları topladığım dosyayı zaman zaman açar göz gezdiririm. Bu defa da öyle yaptım. Rastgele bir kupür seçtim. Bir resim. Dokuzuncu Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'le Bulgaristan eski Cumhurbaşkanı Jelyu Jelev'in bir masa başında güleç görüntüleri... Alt yazıda sayın Demirel'e ait bir cümle dikkatimi çekti. Şöyle diyor: "Bugünkü dünya dünkünden daha güzel. Yarınki dünya bugünkünden daha güzel olmalı." Durup düşündüm. Mı acaba? Ona ekli bir kupürde de otuzunda bir köşe yazarı, Ece Temelkuran da şunları yazıyor: "Analarımız, babalarımız başka duyarlılıkların insanlarıydı, öğretmeyi hiç kastetmedilerse bile o duyarlılıkların izi kaldı bizde. Sonra onların yetiştirdikleri çocuklar olarak o duyarlılıklarla ilgisi olmayan bir dünyaya çıktık. Biz büyüdüğümüzde artık borsa bilgilerini, çapraz kurları, gölgeli saçları ve botokslu gülüşmeleri, işyeri pozitiflikleri ile ilgili bir dünya kurulmuştu çoktan. Tuhaf olan şu ki biz büyürkenkinden farklı bir dünya vardı büyüdüğümüzde. O dünyanın daha da vahşileştiği ekonomik kriz geldiğinde ise güç bela bu yeni dünyaya uyum sağlamış olanlar bir kez daha sarsıldı." Seksen yaşında görmüş geçirmiş, birikimli bir insanla otuz yaşındaki duyarlı bir insanın dünyayı bu farklı algılayış biçimleri doğrusu üzerinde durulmaya değer. Hangisi gerçeğe daha yakın duruyordu? Çevremde çok insanın (ben de dahil) kanaati; dünyanın gidişatının hiç de iç açıcı olmadığı yönünde. Madde dört bir yanımızı kuşatmış durumda. Bütün değerlerimizden soyutlanarak vahşi kapitalizm girdabında birbirimize yabancılaşır hale gelmişiz. Gelecek adına meçhul bir ufka, sanal yalnızlıklara sürüklenmekteyiz. Safahat, çılgın hayat tarzları, uyuşturucu müptelalığı, antidepresif ilaç alışkanlıkları, peşinde olduğumuz doyumu, huzuru ve mutluluğu sağlayamıyor. Hani ne derler, bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete... Bir tuhaf, tedirgin ve hastalıklı hallerdeyiz... Son zamanların popüler köşe yazarlarından Cüneyt Ülsever de bir yazısında buna benzer tesbitler yapıp şöyle diyor: "Çevreme bakıyorum, çok iyi eğitim almış, işlerinde çok başarılı, çok güzel ve yakışıklı insanlar görüyorum. Çok da güzel giyiniyorlar, Ama çok da yalnızlar. Korkuyorlar! Hem de kendilerinden korkuyorlar. Evlenmekten korkuyorlar, çocuk sahibi olmaktan korkuyorlar. Aşık olmaktan korkuyorlar. Ağlamayı ve gülmeyi aşağılıyorlar." İnsanların bu hastalıklı hallerde olduğu dünya güzel olabilir mi? Güzel deniyorsa neden? Keşke bunun cevabını sayın Demirel açıklasa...