Siyasetten ne kadar uzak kalmağa çalışsanız da DSP'de Hüsamettin Özkan'ın istifasıyla başlayan yaprak dökümü ve ardından yaşanan sürpriz gelişmeler sebebiyle siyaset, artık hepimizin ana gündem maddesi oldu. Herkes siyaset konuşuyor. Televizyon kanallarında da siyaset ahkamcılarından geçilmiyor. DSP'den ayrılan milletvekillerinin kuracağı parti sol'u mu temsil edecek? Yeni katılımlarla merkez solda mı yerini alacak? Öte yandan merkez sağdakiler toparlanacak mı? İlkin yapılan tahminlerin ağırlık noktası bunlardı... Anlamsız bir şekilde yine bol bol sağ ve sol kelimeleri telaffuz edildi. Sonunda, Yeni Oluşumcuların kuracağı; arkasında gerçek anlamda halk desteği bulunmayan partinin sol ağırlıklı olacağının açıklanması herkeste hayal kırıklığı oluşturdu. Yine kamplaşmaların söz konusu olacağı, entrika ve kısır çekişmelerin birbirini izleyeceği tatsız bir dönem mi başlayacak gibilerden endişeler uyandırdı. Hem söyler misiniz, bugün hem hükümetin içinde yer alıp hem de karşı bir hareket içinde olmak gibi garip bir ikilem içinde bulunan, liberal ekonomi uygulayıcısı Kemal Derviş'in solculukla ilgisi ne? Anlaşılan o ki, gençlik yıllarının solculuk rüyasından kendisini kurtaramamış. Bir yandan kapitalizme hizmet ederken bir yandan sol söylemlerde bulunmak başka nasıl izah edilebilir? Efendiler, serbest pazar ekonomisinin hakim olduğu yeni dünya düzeninde siz hâlâ hangi sağdan, hangi soldan bahsediyorsunuz? Artık sağı, solu mu kaldı? Bugünkü bölünmeler, aşırı uçlar eski sağ-sol kamplaşmalarının eseri değil mi? Dünyanın, insanı, beyninin hem sağ hem sol yarıküresiyle tanıyan, onun ihtiyaçlarını karşılamak için sorunlara üçyüzaltmış derecelik bir bakış açısıyla bakarak yeni politikalar üretecek bütüncül zihniyetli politikacılara ve bireylere ihtiyacı var. Tabii ki Türkiye'nin de öyle. Gerçek demokrasi de zaten bunu gerektirmiyor mu? Hem, bir'i öteki ile ezeli kavgasını bırakıp onunla bütünleşmedikçe nasıl sosyal sorunlar çözülecek, nasıl bitecek insanlığın acıları? Herkesin birbirini anladığı, saydığı, birbiriyle kucaklaştığı bir toplum düzeni, sosyal adalet, fırsat eşitliği ve çağdaşlık nasıl sağlanacak? Elbette bütüncül bir zihniyet ve yaklaşımla. Bunun bilincine varan başta Deniz Baykal ve Mehmet Ali Bayar olmak üzere bazı parti liderlerinin artık önemini kaybeden ideolojik yaklaşımlardan sıyrılarak bütün toplumu kucakladıklarını ihsas ettiren tutumları toplumda bu yüzden puan toplamıyor mu? Türk insanı geçmiş günlerde sağ-sol diye bölünmelerden çok acı çekti, artık allanıp pullanarak öne sürülen eski söylemleri duymak, ideolojik yaklaşımların kör kıskacında yaşamak istemiyor. İstediği; toplumsal barış, temiz bir toplum, hakça bölüşüm, insanca yaşamak ve el ele, kol kola yeni ufuklara ilerlemek... Yeni Oluşumculara bizzat sayın İsmail Cem'in konuşmasına aldığı Hz. Mevlana'nın sözleri üzerinde samimiyetle ve tekrar tekrar düşünmelerini öneriyorum: "Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar laf varsa düne ait; şimdi yeni şeyler söylemek lazım."