Büyük bir ekonomik krize sebep olan, dolayısıyla ağır faturası yine halka çıkarılan devletin zirvesindeki kavgada şu haklı veya bu haklı taraf tutmak; hatta zaten birikimli halkı taraf tutmağa zorlamak bence en yanlış tutum. Objektif ve adil olmadığı gibi en azından haklı çıkarılanı gün gibi aşikar olan hatasında inada zorlar. Bu da zaten kötü olan mevcut durumu daha da kötüleştirir. Bir gazetenin yazdığına göre nerdeyse yumruklaşma noktasına gelen kavga çok üzücü, vahim ve düşündürücü bir olaydır. Şu veya bu haklıydı gibi yorumlarla geçiştirilemez, mazur görülemez. Toplumdaki gerginliğin, diyalogsuzluğun, sevgisizliğin ve şiddetin tepedeki göstergesidir. Onun için her bakımdan incelenmesi, birtakım dersler alınması gereken bir olaydır. Beni en çok düşündüren şey, gazetelerden birinde rastladığım "Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Bülent Ecevit'i MGK üyelerinin ortasında öğretmen gibi azarladı" ifadesi oldu. Aslen eğitimci olarak bu benzetme beni son derece rahatsız etti. Ne demek öğretmen gibi azarlamak? Şahsen ben, hatalı olan bir öğrenciyi ne tek başına, ne de alem içinde azarlamayı kesinlikle onaylamıyorum. Böylesi bir davranışın vahim bir eğitim hatası olacağına inanıyorum. Yapılması gereken, bu gibi durumlarda öğrencinin hatalarının sebeplerini asla kırıcı olmayan, makul bir yaklaşımla anlamaya çalışmak, onun kendi kendine çeki düzen vermesine yardımcı olmaktır. Üslup ne kadar yumuşak ve tatlı olursa etki o kadar derin ve ıslah edici olur. Dolayısıyla Sezer'e "öğretmen" yakıştırmasını doğru bulmuyorum ve kabullenmiyorum. MGK toplantısında cereyan eden olayın ayrıntılarını tam olarak bilmiyoruz ama Cumhurbaşkanı Sezer'in azarlayıcı bir üslup kullanarak gerginliğe sebep olduğu ortada. Başta muhalefet başkanları olmak üzere birçokları Ecevit'in toplantıyı terkedişini ve basına açıklama yapmasını eleştiriyorlar. Başbakan genç yaşlarında olsaydı nazik üslubuyla eleştirileri rahatlıkla cevaplandırırdı. Büyük bir ihtimalle yaşının verdiği duyarlılıkla çekilmeyi seçmiştir. Basına yaptığı açıklamalar da bu duyarlılığın irade dışı bir uzantısıdır. Geçim derdiyle inim inim inleyen, yolsuzluklardan son derece şikayetçi olan, adalet ve selamet arayışı içinde bulunan halkın, hukukun üstünlüğünü savunan bir cumhurbaşkanına destek vermesi doğaldır. Cumhurbaşkanının bu desteğe güvenerek şimdiye kadar hükümetle hiçbir şekilde diyaloğa girmemesi, yol gösterici bir tavırla yaklaşmaması sorunların çözümünü ne yazık ki sağlamıyor. Ancak ve ancak kriz patlamalarına sebep oluyor. Yarın MGK yeniden toplanıyor. Acaba yine tatsız bir şey olacak mı diye herkesin yüreği ağzında. Üst yöneticilerin millete böyle bir eziyet çektirmeleri doğrusu anlaşılmaz bir şey. Gergin olarak toplantıya katılanlara geçmiş zamanların gözde bir şarkısını içlerinden sürekli olarak söylemelerini tavsiye ediyorum: "Hişt hişt!.. Sakin ol!.. Sinirlerine hakim ol!"