Öğretmeninizi aradınız mı?

A -
A +

24 Kasım Öğretmenler Günü törenlerini veren ATV kanalının ekranında bu sözler, tören haberleri süresince yazılı kaldı. Bir an içim burkuldu. Mesleğini İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'nda idealizmini kaybetmeden sürdüren, 1987 yılında TRT'de yayınlanan "Gönül Dostları" dizisiyle o döneme hakim olan: "Hiçbir şey olamıyorsan, bari öğretmen ol!" zihniyetiyle horlanan öğretmenlik mesleğini unutulmuş saygınlığı çerçevesinde tekrar gündeme getiren bir senaryo yazarı olarak unutulduğumun farkına vardım. Rastlantı bu ya, o zamana kadar beni arayan birkaç sadık öğrencim de aramamıştı. Hani ne derler, gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Galiba emekliliğin en hazmedilemeyen yanı bu... Yavaş yavaş, sindire sindire unutuluyorsunuz Ne yazık ki birkaç yıl önce emekli olduğum öğretim kurumundan ve eğitim camiasından da bir hatırlayan çıkmadı. Hatta, yazmış olduğum dizide ideal öğretmen tipini olağanüstü bir başarıyla canlandıran Fatma Girik bile telefon açıp bu günümü kutlamadı. Dolayısıyle, bu yıl Öğretmenler Günü'nde mahzun oldum. Bu duygularımı siz sevgili okuyucularımla paylaşıyorum. Tahmin ediyorum ki çoğunuzun yüreğinde bir şekilde vefasızlık yarası var. Ekrandaki o yazı ilgimi çekmeseydi belki bu kadar etkilenmeyecektim. Çünkü, artık kıran kırana süren yaşam kavgasında insanda birçok değerler gibi vefa duygusunun da kaybolup gittiğinin bilincindeyim. Müzik piyasasıyla boğuşan, biraz daha popüler olmak, biraz daha kazanmak için çırpınan şöhret sahibi öğrencilerim (ki, onlar kendilerini bildikleri için burada isim vermiyorum) işleri güçleri de yok da benim hatırımı mı soracaklardı? Ben, onlar için görevini yapıp gitmiş, unutulmaya mahkum binlerce öğretmenden biriydim. Hem, öğretmen günümüz toplumunda ne ifade ediyordu? Atatürk zamanındaki seçkin yerini ve saygınlığını çoktan kaybetmişti. Korkunç boyutlara varan ekonomik sorunlarla başbaşa bırakılmış, dersten arta kalan zamanlarında işportacılık, pazarcılık, şoförlük gibi işler yapmağa zorlanmış, kendini geliştirme fırsatı bulamayan, kültürel ihtiyaçlarını köreltmeğe zorlanan sıradan bir kişi haline gelmişti. Artık TV kanallarında gösterilen trajik öğretmen manzaraları, öğretmene saygı yerine acıma duyguları uyandırıyordu. Evet, 2001 yılında, eğitimin ve kültürün değerini hâlâ kavrayamamış Türkiye'de öğretmen, acınacak bir durumdaydı. Yöneticiler ve siyasiler, Atatürk'ün gözbebeği öğretmenleri, Cumhuriyet'in yerleşmesinde, yaşamasında birinci derecede rol oynayan o mübarek insanları, ne yazık ki kendi hallerine terketmişlerdi... ...... FAKS:0212 351 54 02

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.