Okullarda kayıt bağışı sorunu

A -
A +

Eylül, en güzel aylardan biri. Bugünlerde köşe yazarlarının çoğu eylülü yorumlayan duygusal yazılar yazıyorlar. Fırsat buldukça rastladıklarımı okumağa çalışıyorum, okudukça benim de duygusallığım artıyor. Şimdiye kadar tatillerimi, gezilerimi çoğunlukla eylül ayında yaptım. Kıyılar, tatil yerleri bu ayda büyük oranda boşalıyor. Eski hararetini kaybeden güneşin ısıtan, şefkatli sıcaklığında tabiatın, denizin ve sükunetin tadına daha çok varıyorsunuz. Eğer sanatla uğraşıyorsanız genişleyen muhayyelenizde ilham perilerinin dansettiğini, sonsuzluğun sıcak duygularla dolup taşan yüreğinizden geçtiğini hissediyorsunuz. Ancak, okula giden çocukları olan aileler için eylül, okul hazırlıklarının yapıldığı bir telaş ve koşuşturma ayı. Her yıl, okul kayıtlarının yapıldığı bu günlerde radyo ve televizyon haberlerinde Milli Eğitim Bakanlığı yetkililerinin okullarda kayıt yapan ailelerden para alınmayacağına dair duyuruların yapıldığını, velilerin ise bu duyurulara rağmen bağışa zorlandıklarına ilişkin şikayetlerini yansıtan haberlere rastlarsınız. Öyle ki bu çelişkili durum çoğunlukla trajik boyutlara ulaşır. Bu, milli eğitimin bir türlü halledilemeyen kronik bir sorunudur. Olayları serinkanlılıkla takip ediyorsanız kayıtta bağışı zorunlu hale getiren okul yöneticilerine Milli Eğitim Bakanlığının neden söz geçiremediğine, şikayetlerin önünü kesecek kalıcı bir çözüm bulamadığına bir anlam veremezsiniz. Konu dedikodu meclislerinde ağdalanıp gider. Ben, her şeyden önce niyetlere bakarım. Tarafların niyetleri karşılıklı olarak iyiyse, karşılıklı güven tamsa halledilemeyecek hiçbir sorun yoktur. Bildiğim kadarıyla Milli Eğitim Bakanlığı bu yıl bütçeden tarihinde en yüksek payı aldı. Okulların elektrik, su gibi hayati ödemelerinde, fiziki ihtiyaçların karşılanmasında bir sıkıntı yok. Ancak, atılım sürecinde olan eğitimde imkanların genişletilmesi, kalitenin yükseltilmesi için eldeki bütçenin de yeterli olamayacağı görüşündeyim. Gençlerimizin elverişli ortamlarda kaliteli bir eğitim alması için zorbaca bir dayatma yerine, velilerin de ekonomik durumlarının elverdiği ölçüde gönül rızasıyla bir katkıda bulunmaları gerektiği hususunda vicdani bir kanaat taşıyorum. Şimdi, yoksulluğun had safhasına ulaştığı bir toplumda, zaten geçim sıkıntısı olan velilere niye böyle vicdani yükümlülük getirilsin; üstü kapalı olarak getirilince işte böylesi bir kaos yaşanıyor diyenler çıkabilir. İşte ben bunun için her şeyden önce taraflar iyi niyetli olmalı diyorum. Söz gelimi, Yeşilköy'de bir okulda uygulandığı gibi Okul Alile Birliği ile okul yöneticileri, okullar açılmadan önce bir toplantı yapıp kalitesi yüksek bir eğitim için hedef ve ihtiyaçlarını belirleyebilirler. Eldeki mali imkanlarla karşılayamadıkları ihtiyaçları, daha sonra bir veli toplantısı yaparak şeffaf ve samimi bir tutumla ailelere açıklayıp gönül rızasına bağlı olarak onlardan yardım talebinde bulunabilirler. Verebilecek durumda olanlar verir, veremeyecek durumda olanlara da anlayış gösterilir. Okul Aile Birliği, yardımları toplar, ayrıca okul kantininden elde edilen kârı da buna ekleyerek gerekli yerlere harcar. Daha sonra bu harcamaların hesabını kuruşu kuruşuna velilere verir. Böylelikle karşılıklı iyi niyete, anlayışa ve şeffaflığa dayanan bir sistem kurulmuş olur. Bizim insanımız, inandığı ve güvendiği sürece yardımdan kaçmaz. Hele çocukları söz konusu olursa eminim daha da cömert davranır. İnşaallah akıl, sağduyu ve iyi niyet galip gelir de seneye zoraki bağışlarla ilgili dramatik haberlerle tekrar karşı karşıya kalmayız.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.