Tabiat ve deniz âşığı olup da Ölüdeniz sahilini görmeyenler büyük bir kayıp içerisindedirler derim. Alman Bild gazetesinin yaptığı bir ankette "Dünyanın en güzel sahili" seçilen Ölüdeniz sahili tek kelimeyle muhteşem... Deniz, ismiyle çelişkili; öylesine canlı, kıpır kıpır ve renkli ki... Burada yüzmek rüya ülkesinde kulaç atmaya benziyor. Sahildeki şezlonglara uzanıp da yanıbaşınızda olanca görkemiyle yükselen Babadağ üzerinden atlayan paraşütçülerin kuşlar gibi havada dolanmalarını seyretmek heyecan verici bir zevk... Dünyaca ünlü yamaç paraşütü merkezi Babadağ, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından üç yıl önce özelleştirilmiş. İhaleyi alan firma, atlama noktalarında öngörülen sosyal tesisler, kafeteryalar, tuvaletler, butik dağ evleri, asfalt yol yapacağı yerde ilk iş olarak giriş ücretlerini arttırmış. Bugün bu ücret 40 YTL imiş. Üstelik, tesisler de yapılmamış. Bu uygulama turizm açısından bir darbe olmuş. Yabancı internet sayfalarında: "Paraşütçüler, sakın Ölüdeniz'e gitmeyin, hiçbir hizmet vermeden soyuyorlar" diye aleyhimize yapılan propaganda sonucu; birkaç yıl öncesine kadar yılda 70 bin atlayış olurken, bu sayı bugün 15 bine inmiş. Ölüdeniz'de 2'si otellere ait olmak üzere 3 adet mavi bayraklı plaj bulunuyor. 2005 yılında mavi bayrak ödülü verilen Kumburnu Tabiat Parkı, turistlerin en fazla ilgi gösterdiği ve "Blue Lagun" adını verdikleri bir plaj. Denizinin olağanüstü güzelliğinin yanı sıra düzgün sosyal tesisiyle de dikkat çekiyor. Ovacık ve Hisarüstü Fehtiye'den çıkıp asfaltlanmış dağ yolundan Ölüdeniz'e giderken Ovacık ve Hisarüstü yerleşim bölgelerinden geçiyorsunuz. Burası Çalış'tan da ağırlıklı olarak İngilizlerin yerleştiği turistik bir alan. Özenle yapılmış malikaneler ilk anda dikkatinizi çekiyor. Her taraf malum; yabancı isimlerin yazıldığı tabelalarla dolu. Alışveriş ve eğlence merkezi olan Hisarüstü restoranları, diskoları, cafeleri, birahaneleri ile bir İngiliz kasabası havasına bürünmüş. Her şey öylesine turistlere yönelik ki, esnaf sizin Türk olduğunuzu anlayınca ilgisini kesiyor. Kendi ülkenizde yabancılık duygusunun sizi yakalamasına engel olamıyorsunuz. Hele bir otobüs durağında "Bus Stop" levhasını görünce dayanamadım, "Bu kadar da olmaz ama" diye isyanlara kapıldım. Sitem ve intibalarımı açıklamak için Belediye Başkanından randevu aldım. Ölüdeniz Belediye Başkanı Keramettin Yılmaz, görüşmemizde yüzünden eksik etmediği gülümseyişiyle benim endişe ve eleştirilerimi dinledi. Esasen bir turizmci olan Yılmaz, İngilizlerin ağırlıklı olarak bu bölgeye yerleşimlerini güneşe olan düşkünlüklerine bağlıyor. Bu yerleşimin bölge insanına iş ve aş sağladığını söylüyor. Tabelalarda İngilizce kelimelerin ağırlıklı oluşunu esnafıni yaygın bilinçsizliğinden kaynaklandığı görüşünde. Tedbir olarak Belediye Meclisinin 2 Ekim 2006 tarihinde, Türkçe kelimelerin kullanımı konusunda aldığı karar metnini gösteriyor. Yerli kültürü ihmal etmediklerini belirtiyor; "Türk yemeklerinin yapıldığı restoranlarımız var, el işlerini destekliyoruz; güzel gelenek ve göreneklerimizi yaşatıyoruz. Halkın kültür seviyesini yükseltmek için kültür evimize zaman zaman tanınmış yazarları şairleri ve sanatkârları davet edip halka açık sohbetler tertipliyoruz" diyor. Bu tür etkinliklerin tertiplenmesine öncülük eden, başkanın eşi Ümit Hanım, bu tür sohbetlere halkın yeterince ilgi göstermediğinden şikayetçi. Genel talep şarkıcıları ve türkücülereymiş. Yerli halkın, Belediyenin açtığı çeşitli kurslara bile kolay kolay itibar etmediğini belirten Ümit Hanımın beni en çok düşündüren sözü şu oldu: "Yöre halkı, İngilizlere, (kendileri konuşamadıklarından) İngilizce konuştukları için hayranlık duyuyor." Bu söz bana, İstanbul'da yabancı isim kullanan bir pastane sahibine niçin Türkçe kelime yerine İngilizce kelime kullanıldığını sorduğumda verdiği cevabı hatırlattı: "Yabancı isim konunca müşteri daha fazla rağbet gösteriyor!" Ah bizim halkımızın bu cehaleti!.. Ne diyeyim?