Adalet ve Kalkınma Partisinin ezici bir çoğunlukla seçimi kazanmasından sonra gazetelerde "2.Tayyip Dönemi", "Diyalog dönemi" şeklinde başlıklara rastlıyorum. Bunlar isabetli değerlendirmeler ama bütüncül açıdan yaklaştığımızda bütün kesimlerin kendi kendilerini sorgulayacakları bir "Öz eleştiri dönemi"nin de başlaması gerektiğine inanıyorum. Bu, aynı zamanda ülkemizde sağlıklı bir demokrasinin oturması için zorunlu. Gerçi TV kanallarında bazı tartışma programları yavaş yavaş bunun yolunu açar gibi görünüyor ama bendeniz, kişi ve kurumlar, önce kendi vicdanlarında samimi sorgulama çabası göstermeliler diye düşünüyorum. Bütün eleştiri okları sadece partisi hezimete uğrayan CHP Başkanı Deniz Baykal'a yönelmiş durumda. Sahi, tek "günah keçisi" Baykal mıdır? Halka yakın durmayan elit grubun, laikler-antilaikler ayrışmasını körükleyenlerin rolü göz ardı edilebilir mi? Halka hep tepeden bakan, hâlâ sağ-sol kamplaşmalarının peşinde olan, kendi toplumunu ve kültürünü tanımayan, kendi bildiklerini değişmez doğru sanan sözde aydınların hiç günahı yok mudur? Cumhuriyet Mitinglerinde türbanlıları kastederek "Bu ülke bizim. Siz dışarı" diye pankart açanların, başta sorumsuz medya olmak üzere laik-antilalik ayrımcılığını körükleyenlerin, törenlerde hükümet üyelerini yuhalayanların, cumhurbaşkanlığı seçiminde zoraki engelleme çabası gösterenlerin (hep mağdurun yanında olan) halkın Adalet ve Kalkınma Partisi'ne yönelmesinde etkisi olmamış mıdır? Göreve geldiği ilk zamanlarda halkın yanında olmaya özen gösteren Cumhurbaşkanı Sezer, tarafsız bir yaklaşımla halkın bütününü kucaklayarak herkesin cumhurbaşkanı olmuş mudur? Beyinlere çakılıp kalmış sorular bir zincirin halkaları gibi sürer gider. "Herkes, her şeyden sorumludur" hükmü gereğince kişiler, kurumlar, kuruluşlar; yediden yetmişe herkes, bu soruların ve sağlıklı, samimi cevaplarının peşinde olmalıdır. Bu cevapların ışığında yeniden yapılanıp güçlü, sağlıklı bir toplum ve güçlü muhalefet oluşturmanın gereği yapılmalıdır. Öz eleştiri mekanizması sürekli işletildiği takdirde CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in; "Seçim sonuçlarını mantıkla izah etmek mümkün değil" sözleriyle dile getirdiği şaşkınlık ve hayretinin izahı da yapılabilir. Sağ partilerin çöküşünün, sol'un varlık gösteremeyişinin; Başbakan Erdoğan'ın ustalıklı manevralarla sağcıları sol, solcuları sağ yapışının ve "Esas sosyalist parti biziz" deyişinin sebepleri anlaşılır, şifreleri kendiliğinden çözülür. Bu seçimler sonucunda kadın milletvekili sayısının artışı üzerinde durulması gereken çok önemli bir gelişmedir. Temennim, milletvekili kadınlarımızın Mecliste vitrin malzemesi olmaktan titizlikle kaçınıp siyaset arenasında dinamizm ve düşünce üretkenliği sağlamaları; halkını tanıyan, ona yakın durarak sorunlarına samimiyet ve inançla çözümler bulmaya, yol göstermeye çalışan birer aydın kişi modeli oluşturmalarıdır. Başbakan Erdoğan'ın seçim gecesinde söylediği gibi inşallah geçmişe sünger çekilir, yeni bir ak sayfa açılarak vicdanları rahatlatan ak işler yapılır. Umut, yaşamın kıvılcımıdır.