Mehmet Altan, Sabah Gazetesindeki köşesinde iki seferdir pan-hümanizm konusunu işliyor ve pan-hümanizmin küreselleşmenin yeni ideolojisi olduğunu ısrarla vurguluyor. Çeşitli tarifleri ve boyutları olan hümanizm kavramını nasıl açıklayacağımız ve anlayabileceğimiz konusunda Cemil Meriç'in Kırk Ambar(*) isimli kitabını kaynak olarak gösteren Altan, kendince bu kavrama şöyle bir açıklık getiriyor: "Pan kelimesi Yunanca'dan geliyor. Bütün anlamını taşımakta. Hümanizm kelimesi ise Latince insan doğası anlamına gelen hümanitas'tan türemiş. Hümanizmin anlamı insana ve insan değerlerine en büyük ağırlığı veren düşünsel yaklaşım... Hümanizma, Rönesans'ın da temel düşünce akımı olmuş. İnsana, sadece insana önem veren, bireyi yücelten bir anlayış..." Anlamı gittikçe muğlaklaşan; bugün sadece toplumları eze eze sermayenin küreselleşmesi şeklinde seyreden, ardınca derin acılar bırakıp kültürleri aşarak tek tip bir tüketici tipi oluşturmayı yönelen küreselleşmenin Mehmet Altan'ın dediği gibi insan odaklı olduğu söylenebilir mi? Gücü elinde toplayanların tek amacı insanı ve insani değerleri yüceltme midir? Ayrıca, yeni seçilen Papa'nın günahları topluca bağışlama yetkisini kendinde görüp bu telkinle milyonların etrafında toplandığı, öteki'ne karşı kinlerin bilendiği, çifte standartçılığın hakim olduğu; aydınlarını holdinglerin yönlendirdiği, medyanın, edebiyatın, sanatın kapitalizmin kıskacına girdiği batıda, Altan'ın umduğu gibi ikinci bir rönesans hamlesi beklenebilir mi? Kaldı ki çağımızda olağanüstü boyutlarla ilerleyen teknoloji ve bilimin karanlık ellerde karanlık emellere hizmet edebileceği tehlikesi bile var. Kökünden koparılmış, temel gayesinden saptırılmış insanın doyumsuz bir kazanç ve değişim hırsıyla gelecekte bildiğimiz manada insan bile olmayacağını ileri sürüp insan -öte, makine- insan gibi kavramlardan söz edenler az değil. Öte yandan, atom altı parçacıkların hareketlerini izah edemeyen bilim, metafiziğin sınırına dayanmışken artık insanları inançlarından koparmak, insan'ı en yüce değer olarak kâinatın merkezine oturtmak mümkün mü? Konuya ilgi duyanlar bu soruların cevaplarını araya dursun; "izmler deli gömlekleridir" diyen Cemil Meriç'in Kırk Ambar kitabına dönelim. Ve onun hümanizmle ilgili yorumlarına göz atalım: "Hümanizm, imanını kaybeden bir çağın dini. Sözünü dinletmek isteyen her felsefe bu kaftana bürünmek zorunda. Hümanizm, Avrupalı için kaybettiği dinlerin, yıktığı inançların yerini alan bir put. Hümanizm bir aydın hastalığı ama kimse bu izm'in hudutlarını çizemiyor. Diyorlar ki hümanizm, insanı mükemmelleştirmek, varabileceği en yüksek irtifaa yükseltmek; yani gerçek insan, kamil insan yapmak. Yalnız örnek kim olacak? Sokrat mı? Vinci mi? Erasmus mu? Goethe mi?Nietzche'nin ideali; insan-üstü idi; yakın tarihin kanlı iktidarları bu rüyanın ne kadar tehlikeli olduğunu ispat ettiler. Hümanizm, insan haysiyetine saygı, insana tabiat içinde istisnai bir değer vermekse, İslamiyet tek gerçek hümanizmdir. Humanites, edep, efendilik, nefse hakimiyet, mukaddese saygı ise İslamiyet ve bilhassa tasavvuf humanites'nin ta kendisi. İnsan, yalnız İslamiyette eşref-i mahlukattır..." ..... (*) Kırk Ambar, Cemil Meriç, Ötüken Yayınları