Prens Charles Mardin'e neden gitti?

A -
A +

Geçtiğimiz haftanın ilgi çeken olaylarından biri Galler Prensi Charles'ın İstanbul'daki İngiliz Başkonsolosluk binasını yeniden açmak üzere Türkiye'ye gelişiydi. Prens, konsolosluk açışını yaptıktan sonra Galata Mevlevihanesinde sema ayinine gitti. Daha sonra Mardin'e yollandı. İlginç. Neden bir başka şehiri değil de, Mardin'i görmek istedi diye Mardin hayranı olan bendeniz uzun uzun düşündüm. Birikim ve yorumlarına güvendiğim dostlara sordum; onlar, Mardin'in farklı semavi dinlerde olanların bir arada barış içinde yaşadıkları bir yer olduğu için ona cazip geldiğini söylediler. Ayrıca, Prensin gizli Müslüman olduğunun yaygın bir söylenti olduğundan bahsettiler. Ama bu, beni fazla ilgilendirmiyor. Herkesin yüreğindeki gerçeği ancak Allah bilir. Ben, cevabı başka boyutlarda aradım. İnsan, dağ taş aşar da niye Mardin'e koşar gelir? Veya neden dirilmek ister gibi bir sorudur bu ucu sınırsızlığa dayanan... İster yoksul köşelerde, ister göz alıcı mekanlarda nice yürekler vardır soğumağa yüz tutan, bir sıcaklığa muhtaç, ayrıca gönülden kopan bir çağırış bekleyen... Mardin... Betonun merhametsiz katılığını ve soğukluğunu tanımayan; üşümüş sevgilere kanat geren şehir, bağrında aşk ateşi anan şehir, hisseder bunu; tüm soğuktan kaskatı kesilen yüreklere bir kıvılcım gönderir. Nasibi olan alır bunu. Kuş gibi kanatlanır da koşar gelir o aşk ateşine başsız, ayaksız dalmaya; köz gibi kavrulmağa... Hz. Mevlana: "İnsan, manadan ibarettir. Gerisi deri ve kemiktir" der. İnsan, o tüm şehirlerin anasının şefkat ve merhamet dolu göğsünde bütün yüklerini atar da mana kesilir. Ezelden ebede doğru akan bir sevgi ırmağına karışır gider. Yıldızlarla söyleşir, taşlarla konuşur hale gelir... Yeşilsizliğin derinindeki yeşili, yani bereketi hisseder. Mezopotamya'nın şimdiki kuraklığına bakar da gelecekteki ihtişamını görür. Can bahşeden suyun sesini özünde hisseder. Mabetlerin tefekküre davet eden avlularında bir hüküm cümlesi kendi kendini nakşeder bünyesinde yürek sıcaklığını taşıyan taş duvarlara: "Mardin, sestir" Sesi olmayan bir ses. Yani bağırıp çağırmayan, azarlaması, küfrü ve nefs zulmü taşımayan bir ses... Derinlerden derine akan bir suyun sesini andırır bir ses... ebedi mutluluğun sırrını taşıyan bir müzik notasının derin ve durgun bir suyun üzerine düşüşünü andırır bir ses... Yankıları yürekten evrene yayılan, çokları kucaklayıp da tekliğe ulaştıran bir ses... Hasılı, sevginin sesi... Aşk ateşinden bir kıvılcım alıp da tutuşan bir yürek, bir de bu sesi, bu sesin çağrısını özünde hissederse nasıl koşup gelmez Mardin'e? Mardin söz konusu olduğunda kalem, bütün gönül yolcularına tercüman olma gayretine düşüyor. Benim de içimdeki Mardin özlemini depreştiriyor. Betonlar arasında yine yüreğim mi soğudu, yine sevgi mi üşüdü ne?..

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.