AB yasalarını Meclis'ten jet hızıyla çıkardıktan sonra haliyle umutlu bir bekleyiş devresine girip de, muhteremlerin: "Siz çok önemli adımlar attınız, buyrun aday adaylığınızı görüşelim" demelerini bekliyoruz ya... Daha çok bekleriz gibi geliyor bana. Baksanıza, her gün AB tarafından bir çatlak ses çıkıyor. AB Dönem Başkanı Danimarka'da yapılan Dışişleri Bakanları toplantısı sonrasında açıklama yapan Genişlemeden Sorumlu Günter Verheugen; "Türkiye, Aralıkta yapılacak olan Kopenhag Zirvesinde müzakere tarihi beklememelidir." şeklinde açık seçik beyanat veriyor. Öte yandan, Alman Politikacı Günter Beckstein, Türkiye'de adını vermediği bir belediye başkanının (sonradan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Bekir Kumbul'u kastettiği anlaşılıyor) bir yemekte puro isteyiş tarzının insan haklarıyla bağdaşmadığını ileri sürerek: "Siz AB'ye giremezsiniz" diye ahkam kesiyor. Kim bilir, zaman içinde daha ne mazeretler çıkaracaklar! Neymiş efendim, bir dostluk yemeğinde başkan eliyle V işareti yapmış; parmaklarının arasına bir puro sıkıştırılıp yakılmış... Breh Breh!... Ne büyük insan hakları ihlali... Adamların, Akdeniz ülkeleri insanlarının samimi ortamlarda beden dillerini kullandıklarından haberleri yok herhalde! AB'ye girdiğimiz takdirde demek ki yemeklerde hesap pusulasını isterken, caddelerde taksi çağırırken el-kol hareketleri yapamayacağız!... Başkan Kumbul, birkaç dostluk yemeğinde bir arada olduğu Beckstein'in bu eleştirisine şaşırmış; "Bir dostluk yemeğinde getirilen puroyu içmek, Türkiye'nin AB'ye girişinin önünde bir engel midir? Anlamakta zorlanıyorum" diyor. Haklı da. Anlaşılan o ki, bu AB yolu sanıldığından da çileli bir yol. Madem ki kararlıyız; beklenti ve umutlarımızı kamçılamadan önce daha nice mazeretlerle incinmemek için gelin kendi içimizde toparlanmağa bakalım. Başarısız yönetimler yüzünden fukaralığı arttırıp da toplumun ezici çoğunluğunu açlık sınırına getirmek; onları çöplüklerden yiyecek toplar hale düşürmek, geçinemediklerini meydanlarda haykıran işçi ve memura çağdışı ücret ödemekte direnmek, hak ve hukuk arayanlara kötü muamele etmek, görevini kötüye kullanıp da insanlara zarar vermek, işi kılıfına uydurup vurgun ve soygunlarla bağlı bulunduğu kurumu onulmaz zarara uğratmak, emeğin karşılığını vermemek, tatil yörelerinde diskoteklerde bütün gece bangır bangır müzik çalarak sakinleri canından bezdirmek; dostlukları menfaat ilişkilerine döndürmek, insanları sağlıksız mekan ve şartlarda çalıştırmak, kadınları dövmek vs... Bütün bunlar insan haklarıyla bağdaşıyor mu? Diyeceğim, çağdaş ve medeni bir toplum olmamız için puroya gelinceye kadar almamız gereken o kadar çok mesafe var ki...