Sağlık bakanının sağlık sistemiyle ilgili iyileştirme haberlerini içeren mülakatım geçen hafta gazetemizde yayınlanınca bazı okuyucularım e-mail göndererek, bazı ahbaplarım da telefon ederek bunların gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunda duydukları endişeleri belirttiler. Şimdiye kadar gelip geçen siyasilerin vaatlerini iktidara gelince gerçekleştirmemeleri ortak üzüntüleriydi. Bu yüzden kolay kolay ikna olamıyorlardı. Ben okuyucularıma sabırlı ve rahat olmalarını tavsiye ederken sayın bakanın benim kanalımla halka yolladığı mesajı burada kelimesi kelimesine aynen tekrarlıyorum: "Aziz milletimin şunu bilmesini istiyorum; sağlık sisteminin iyileştirilmesi için ekibimizle birlikte mesai saati kavramı olmaksızın gece gündüz çalışıyoruz." Hep olumlu olanı görmeye meyilli, sürekli umudun peşinde koşan bir yapıda olduğum için bekleyelim ve görelim derken, şahsi kanaat ve düşüncelerimi belirtme gerekliliğini duyuyorum. Sağlık Bakanı Prof. Recep Akdağ'ın kendisine güven duymayı sağlayacak ilk olumlu icraatı bence parasız hastaların hastanelerde rehin tutulması rezaletini engellemesidir. Yani, benim kendisiyle ilgili ilk olumlu değerlendirmem budur. Yakından tanıyınca bu olumlu kanaat daha da kuvvetlendi. Öğretmenlik yıllarımda mazlum, aydınlık yüzlü, kibar tavırlı, insana yüreğinin bütün sevecenliğini aksettirecek biçimde ışıl ışıl bakan, her sorulanı akıllıca cevaplandıran öğrencilerime ayrı bir yakınlık ve şefkat duyardım. Olduğundan da genç görünen bakanla karşılaştığımda, birden yüreğimin bir köşesinde sakladığım o çocukları hatırladım. O altın çocuklardan biri büyümüş; "büyük adam" olmuş da karşımda duruyor gibi geldi bana. Şahsen ben gerçek anlamda ilk güveni, önsezilerimle desteklenmiş olarak o anda duydum. Çok sıcak ve samimi bir hava içinde geçen mülakatımız sırasında en çok vurguladığı husus; halka hizmetti. "Biz halka hizmet için iktidara geldik" diyordu. Halkın yanında oluşu göstermelik, popülist bir halk goygoyculuğuna dayanmıyordu. "Halka hizmet, Hakk'a hizmettir" inancı; sevgi ve barış temeli üzerine dayalı zengin kültürümüze bağlılık dünya görüşünün temelini oluşturuyordu. Yani edindiğim izlenimler alışageldiğimiz popülist bir siyasetçi yerine bir gönül adamı profili çiziyordu. "Benim işim sevi için" diyen Yunus meşrebince her lafın başında sevgiden dem vuruyor; "Sağlığın esas kaynağı sevgidir" diye özetlerken de sevginin hayatımızdaki öneminin altını kalın çizgilerle çiziyordu. Sizi bilmiyorum ama ben sevgi kandilinin yandığı her yerde geleceğe daha iyimser bakıyorum. Bütün mesele o kandili söndürmemek, başkalarının söndürmesine de izin vermemek... Hepinize sevgi dolu, sağlıklı bir ömür diliyorum.