Farkında mısınız bilmiyorum, son zamanlarda muhtelif TV kanallarında medyaya yönelik öz eleştirilerin yapıldığı tartışma programları ekrana geldi. Toplumun absürd, içeriksiz programlarla içinin boşaltıldığından, dizi furyasıyla gerçeklerden uzaklaştırıldığından, neticede bireylerin sanal bir yaşama sürüklendiğinden falan bahsedildi. Şimdi, "günaydın!" mı diyelim? Bizler, zaman zaman köşelerimizde bunları dile getirip medya yöneticilerinin dikkatini çekmeğe çalıştığımızda kimsenin umurunda olmadı. Birdenbire ne oldu da beyler hal-i pür melallerinin farkına vardılar, bilmiyorum. Dünya medya-eleştiri günlerinde miyiz ne? Efendim, şöyle bir düşünecek, aslına bakacak olursak; zaten sanal yaşıyoruz. Sanki birileri sürekli olarak senaryolar yazıp önümüze sürüyor da, biz verilen rolleri oynuyoruz gibi. Cep'de sese dönüşüyoruz, internette kelimeye... TV kanallarında görüntüyle özdeşleşiyoruz. Gerçeğin hep derinlere çekildiği bir âlemde kendimizi bırakmışız da gerçek dışı bir nehirde sürüklenip gidiyoruz adeta. İrade mi? Onu sahiden kullandığımızı sanıp kâh gülüyoruz, kâh ağlıyoruz, kâh öfkeleniyor, kâh tartışıyoruz... Çalışıp çabalıyoruz. Geçmiş yıllarda seyrettiğimiz "Truman Show" filmini hatırlayın hele. O filmde olduğu gibi; gerçek diye yaşadıklarımız kurgulanmış bir düzenin parçaları adeta. Dizilerin dünyasına dalışlarımız da post-sanal bir yaşam... Asıl gerçeklerle gerçek gibi algılananlar o kadar farklı ki... Dayatılan gündemler yapay, ilişkilerimiz yapay, ayrılığa düştüğümüz; tartıştığımız konular yapay. Astarla yüz zıt kutuplara düşmüş. Her şeyde bir derinlik. Mesela Irak savaşının başlatılma sebebi olarak kitle-imha silahlarının gösterilmesi gerçek dışı, ama savaşta masum insanların ölmesi bir gerçek... Başkan Bush'un demokrasi havarisi olduğu gerçek dışı, ama Orta Doğu'nun bu yüzden zulüm altında olduğu bir gerçek... İçimizde zaman zaman beliren bir kapana kısılmışlık duygusu, şu veya bu sebeple beynimizde kıvılcımlanan "acaba"lar nasıl da altıncı sınıf TV programlarıyla buharlaşıp uçuveriyor!.. Gerçek yaşam nedir diye soracak olursanız cevabı gaflet uykusundan uyanan herkese göre değişebilir. Bence teknolojinin, vahşi kapitalizmin, çok uluslu şirketlerin çıkar hesaplarının, bombaların, füzelerin uğramadığı bir dağ köyüne çekilip tamamiyle doğal yaşamak... Radyosuz, televizyonsuz, cep telefonsuz; Bush gibi diktatörlerin adlarının bilinmediği; sadece candan birkaç dostla sürdüreceğiniz bir hayat sürmek... Tabiatla bütünleşmek... Hormonsuz, hilesiz beslenmek... Adaletin, şefkat ve merhametin olmadığı, insan haysiyetinin ayaklar altına alındığı bir dünyada benim gerçek yaşam tarifim bu. Ya sizinki nasıl?..