Tarihî süreç içinde iktidarı, kan dökerek, ter dökerek, her türlü zorluklara göğüs gererek ellerinde tutan erkekler, kadın- erkek eşitliğinin egemen olduğu günümüzde bile iktidarı kadınlarla paylaşmaya kolay kolay yanaşmıyorlar. Şahsi tespitlerime göre iktidar olma şansını yakalamış kadınların çoğu da erkek mantığı ile döşenmiş dikenli iktidar yollarında ilerlerken zamanla kadınsı duyarlıklarını ve kırılganlıklarını bırakıp sertleşiyorlar. Hatta, erkeklerden daha fazla gözüpek, inatçı ve müsamahasız olabiliyorlar. Bizde bunun örneği Tansu Çiller'di. Almanya'da Angela Merkel... Merkel, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkışı ve direnişiyle tanınıyor. Berlin'deki Alman Operasının, Hz. İsa'nın ve Hz. Muhammed'in kesik başlarının gösterildiği(!) sahnelerin yer aldığı gerekçesiyle Müslümanların tepki göstereceğinden çekinerek Wolfgang Amedous Mozart'ın "İdomeneo" eserini sahnelemekten vazgeçmesi eleştirilere hedef olmuş. Almanya Başbakanı Angela Merkel, tepkilerden korkarak sansür uygulamanın kabul edilemeyeceğini söylemiş. Ve bir Alman gazetesine "Şiddet kullanmaya eğilimli radikallerden korkup geri adım atmamalıyız" şeklinde beyanat vermiş. Ardından, erkek dünyasından eleştiriler de gecikmemiş. Almanya Türk Toplumu Başkanı Kenan Kolat da "Burada bir siyasinin tutum belirlemesi değil, sanat yapılmaktadır. Operanın kararı yanlıştır." şeklinde beyanatta bulunmuş. Bu eleştiriler üzerine opera yöneticileri de İdeomeneon'un sadece kasım ayı programından çıkarıldığını açıklamış. Almanya'daki Türkiye Araştırmalar Vakfı Direktörü Prof. Faruk Şen, "Müslümanlar şimdi yeniden hoşgörüsüz kişiler olarak görünüyorlar. Karar yanlış. 21. yüzyılda yaşıyoruz. Sanat özgür olmalı" demiş. Basında yer alan bilgilere göre Alman Operası söz konusu eser çekme kararını, Berlin Emniyet Müdürlüğü'nün hazırladığı tehdit analiz raporunda yer alan uyarıya dayanarak almış. Eserin aslına bakılacak olursa Opera çevrelerinin söylediği ve Faruk Yener' in "100 Opera" isimli eserinde belirtilidiği şekilde Mozart'ın 1781 yılında yazdığı eserin aslında kesik başlarla ilgili bir sahne bulunmuyor. Zaten konusu henüz Hz. İsa'nın ve Hz. Muhammed'in yaşamadığı MÖ 2-3. yüzyıllarda Girit'de geçen bu eserde, o sıralar henüz çok Tanrılılık hüküm sürdüğü için bu sert sahnelerin mantıken eserde bulunmaması gerekir. Kanaatimce asıl tartışılması gereken husus; medeniyetler arası savaşın hüküm sürdüğü, Müslümanların itilip kakılmalar yüzünden son derece hassas olduğu bu dönemde esere bu sert sahneleri ekleyen rejinin esere böyle bir yorum getirmeye hakkı olup olmadığıdır. Burada çatışan; yazarın özgürlüğü ile rejinin tasarrufudur. Konuyu bu açıdan ele almak gerekir. Mozart yaşamış olsaydı, böylesi bir eklemeye razı olur muydu, düşünülmelidir. Sahne eserlerinde çoğu kez gündeme gelen yazar ve reji anlaşmazlığı hatırlanmalıdır. Sanat eserleri tabii ki özgürlüğün meyveleridir. Sanatkar kendini ne kadar özgür hissederse ortaya çıkaracağı eser o derece özgün olur. Ateş çemberine dönüştürülen, öfkelerin çığ gibi büyüdüğü dünyamızda öncelikli sorun güvenilirlik sorunudur. Toplumlar arası hassas dengeleri koruma adına bir sanat eserinin yayınlanmasına kısıtlama getirilip sanatın özgürlüğü tartışma konusu oluşturuyorsa; önyargılar ve yanlış politikalarla dünyayı yaşanmaz hale getiren veya getirilmesine sessiz kalan siyasiler her şeyden önce kendi politikalarını ve zihniyetlerini gözden geçirip kendi kendilerini eleştirmelidirler...