Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve eşinin geçen hafta İsrail ve Filistin'e yaptıkları gezi, geçtiğimiz günlerin en fazla konularından biriydi. Bu gezi sırasında Semra Sezer'in Kudüs'te İsrail Cumhubaşkanı Moşe Katsav'ın eşi Gila Katsav'la sohbet ederken söylediği sözler dikkatimi çekti. Basından okuduğum haberlere göre; en büyük özlemi; eşinin görev süresi bitip Çankaya Köşkü'nden ayrıldıktan sonra, "nehir kenarında, bir ağacın altında oturup dinlenmek"miş. Semra Hanımın "Bu, benim için şimdilik nostalji" dediği özlem, bu sıralarda benim de yüreğime sinmiş benzer özlemi depreştirdi. Hani dedim içimden, o meçhul nehir kenarında birlikte otursak da, bir süre içimizdeki akışla birlikte nehrin akışını seyretsek... Tabiatla bütünleştiğimizi hissetsek... Sonra, iki ezeli dost gibi yalansız, riyasız, her türlü çıkar endişesinden uzak olarak birbirimize içimizi döksek... Ben, hep umut etmelerle geçen bir hayatın elimde kalan bir avuçluk anlamını açıklamaya çalışsam; o, bana meşakkatli öğretmenlik yıllarından sonra Çankaya tepesinde devam eden bir hayatın ilginç serüvenini anlatsa... Neler umut etti, neler buldu, mütevazı ve idealist bir öğretmenken first lady olmanın ağır sorumluluğu içinde nasıl zorluklar ve iç yalnızlıkları yaşadı; nasıl iç fırtınalar geçirdi? Kelimelere yüklenen yorgunluklar, anlaşmazlıklar, kırgınlıklar nehirle birlikte sonsuzluğa doğru akıp gitse... Tıpkı akıp giden hayatlarımız gibi... Çileli bir ülkede kadın olmanın bütün ağırlıklarını atsak üzerimizden... Ardından, sözlerin geride bıraktığı derin sükunete bıraksak kendimizi... Tabiatın bütün ihtişamıyla bizi kucakladığı o derin sükunette anlamda ve özde var oluşun hafifliğini duysak... Bu, gerçekleşir mi, gerçekleşmez mi, bilemem. Çünkü Sezerlerin gazeteci-yazarlardan uzak durdukları hepimizin malumu. Ama benim gönlümden geçenlerin gazeteci-yazarlıkla ilgisi yok! Evrenin sonsuzluğunda yüreklerin buluşması daha anlamlıdır. *** Birilerinin sürekli ötekiler üretip kavga ve savaş tamtamları çaldığı; vicdanlara kilit vurulduğu bir zamanda yüreklerin buluşmasından bahsetmek kimilerini şaşırtabilir. Bir yandan post-modern çılgınlıkların yaşandığı, tüketim hırsının alabildiğine azgınlaştığı dünyada bir yürek sahibi olduğunu âdeta unutmuş gibidir birçokları. Duyarsızlık, umursamazlık, kazanç hırsı, popüler olma sevdası hayatın göbek taşına yerleşmiştir. Onun içindir ki; Ecevit'in komadaki resimleri "tarihî fotoğraflar" başlığı altında popüler basında sorumsuzca yayınlanırken yürek sahibi olanların ve bilhassa Rahşan Hanımın iç dünyasında yapacağı sarsıntılar bu fotoğrafları çekenlerin ve yayınlayanların umurunda olmamıştır. Onun içindir ki; hayatın çıkmazlarında çaresiz kalakalmışların, zulüm altında yaşayanların, hastalık pençesinde kıvranan kimsesizlerin, adalet kurbanlarının, açlıktan kıvrananların acıları, "iç bade güzel sev", "gemisini kurtaran kaptan" "hayata bir kere geldik", "dünya yıkılsa, umurumda değil"cilerin ben merkezli âlemlerinde hiçbir yankı yapmamaktadır. İnsanın insana böylesine duyarsız kalamayacağı insani bir dünya kurmanın şifresi "yürek"tir dostlarım; birbirimizi tanımak, anlamak, yardımlaşmaktır; birbirimizin halinden ve duygularından haberdar olmak; onları olabildiğince paylaşmaktır. Köşelerde sadece kapital, finans, ekonomi kıskacında ahkam kesmek değildir aslolan. Yalnızca " Washigton"dan bildirmek değil, biraz da Yürekistan'dan bildirmektir. Yürekistan'dan... Bilmem, anlatabiliyor muyum?